HMK m. 282'ye göre hakim bilirkişi raporuyla bağlı olmasa da, Yargıtay'ın ehliyetsizlik iddialarında Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasını zorunlu tutması bir çelişki midir? Bu iki kural nasıl bir arada işler?
Hayır, bu bir çelişki değildir. Bu iki kural, ceza muhakemesindeki 'delil toplama' aşaması ile 'delil değerlendirme' aşamasının farkını ortaya koyar ve birbiriyle uyum içinde işler. 1) Delil Toplama Aşaması (HMK m. 266): Bu aşamada temel soru 'Hangi delile başvurulmalıdır?' sorusudur. Eğer bir uyuşmazlığın çözümü, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi dışında, özel ve teknik bir bilgiyi (tıp, mühendislik, kimya vb.) gerektiriyorsa, hakim o konuda uzman bir bilirkişiye başvurmak zorundadır. Ehliyetsizlik iddiası, tıp biliminin alanına girdiği için, bu konuda en yetkin kurum olan Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması, doğru delilin toplanması için usuli bir zorunluluktur. Yargıtay'ın bu konudaki ısrarı, delil toplama aşamasının doğru yürütülmesine ilişkindir. 2) Delil Değerlendirme Aşaması (HMK m. 282): Bu aşamada ise temel soru 'Toplanan deliller nasıl değerlendirilecektir?' sorusudur. Hakim, usulüne uygun olarak toplanmış olan Adli Tıp Kurumu raporunu aldıktan sonra, bu raporu dosyadaki diğer tüm delillerle (tanık beyanları, diğer tıbbi belgeler, kişinin işlemden önceki ve sonraki davranışları vb.) birlikte 'serbestçe' değerlendirir. Raporla bağlı değildir. Ancak rapordan ayrılacaksa, bunun gerekçelerini (örneğin raporun dosyadaki diğer somut verilerle çelişmesi gibi) kararında göstermek zorundadır. Özetle, Yargıtay 'doğru delili topla' derken (Adli Tıp raporu al), HMK m. 282 ise 'topladığın o delili diğerleriyle birlikte serbestçe takdir et' demektedir. Biri delil toplama usulünü, diğeri ise delil değerlendirme prensibini düzenler ve aralarında bir çelişki yoktur.