Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2017/4879 E. sayılı kararında, suça sürüklenen çocuğun hükümden sonra öldüğünün anlaşılması üzerine kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, ceza hukukunun hangi temel ilkesine dayanmaktadır?
Bu durum, ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri olan 'cezaların şahsiliği' ilkesine dayanmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinin 7. fıkrasında, 'Ceza sorumluluğu şahsidir' denilerek güvence altına alınan bu ilke, bir suç nedeniyle verilecek cezanın veya uygulanacak güvenlik tedbirinin sadece o suçu işleyen kişiyi etkileyebileceğini, kişinin ölümüyle birlikte ceza sorumluluğunun da sona ereceğini ifade eder. Ceza, suç işleyen kişinin ıslahı, topluma yeniden kazandırılması ve işlediği haksızlığın karşılığı olarak katlanması gereken bir yaptırımdır. Sanığın veya hükümlünün ölümüyle, bu amaçların tamamı ortadan kalkar. Ceza, mirasçılara veya başka kişilere devredilemez. Bu nedenle, 5237 sayılı TCK'nın 64. maddesi, 'Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi olan eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.' demektedir. 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi de bu doğrultuda, sanığın ölümü halinde davanın düşmesine karar verileceğini hükme bağlamıştır. Yargıtay, temyiz incelemesi sırasında sanığın öldüğünü tespit ettiğinde, yargılamanın herhangi bir aşamasında (soruşturma, kovuşturma, kanun yolu) ölüm gerçekleşmişse, bu ilke gereği davayı esastan incelemeden, kamu davasının düşürülmesi amacıyla kararı bozacaktır.