Danıştay 14. Dairesi'nin 2015/3716 E. sayılı kararında, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 25. maddesindeki 30 günlük dava açma süresinin, işlemin 'tebliğ tarihinden itibaren' başlayacağı belirtilerek, tebliğ gününün süreye dahil edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu yorum, İYUK m. 8'deki 'süreler, tebliğ... tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar' genel kuralından neden farklıdır?
Bu farklılığın sebebi, 'özel kanun hükmünün genel kanun hükmüne önceliği' (lex specialis derogat legi generali) ilkesidir. İYUK m. 8, idari yargıdaki sürelerin nasıl hesaplanacağına ilişkin genel kuralı koyar. Buna göre, süreler tebliğ veya ilanı 'izleyen' günden itibaren başlar, yani tebliğ günü hesaba katılmaz. Ancak, İYUK m. 7'de belirtildiği gibi, özel kanunlar farklı dava açma süreleri ve usulleri öngörebilir. Danıştay'ın yorumuna göre, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 25. maddesindeki 'idarî yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabileceği' ifadesi, İYUK'taki genel kuraldan ayrılan özel bir düzenlemedir. Danıştay, kanun koyucunun burada 'izleyen günden itibaren' ifadesini kullanmayıp, bilinçli olarak 'tebliğ tarihinden itibaren' dediğini kabul etmektedir. Bu lafzi yoruma göre, özel kanun, sürenin başlangıcını tebliğ gününün kendisine bağlamıştır. Bu nedenle, genel kural olan İYUK m. 8 uygulanmaz ve süre, tebliğ gününü de kapsayacak şekilde hesaplanır. Bu durum, özel kanunların, genel usul kanununa istisna getirebileceğinin tipik bir örneğidir. (Not: Bu yorum, Danıştay daireleri arasında dahi zaman zaman farklılık gösterebilen, oldukça şekilci ve tartışmalı bir yorumdur. Karşı oyda da bu duruma işaret edilmiştir.)