HMK m. 282 gerekçesinde, hakimin bilirkişi raporundan ayrılmasının 'gerekçelerini açıkça ortaya koymak suretiyle' mümkün olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2016/10091 E. sayılı kararında olduğu gibi, mahkemenin bu gerekçeyi göstermemesi, hangi temel anayasal hakkın ihlali anlamına gelir?
Mahkemenin, bilirkişi raporundan ayrılma gerekçelerini kararında açıkça göstermemesi, öncelikli olarak Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan 'gerekçeli karar hakkı'nın ihlali anlamına gelir. Gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen 'adil yargılanma hakkı'nın en temel unsurlarından biridir. Gerekçeli karar, tarafların, davanın neden lehlerine veya aleyhlerine sonuçlandığını anlamalarını sağlar, kararın keyfi değil, hukuki ve mantıksal bir temele dayandığına dair güven oluşturur ve en önemlisi, kararın üst mahkemeler (istinaf ve temyiz) tarafından etkin bir şekilde denetlenebilmesine olanak tanır. Olaydaki gibi, mahkeme, uzman bir kurumdan gelen ve davanın sonucunu doğrudan etkileyen bir delili (Adli Tıp raporu) neden dikkate almadığını veya neden onun aksine bir kanaate vardığını açıklamazsa, kararın neye dayandığı belirsiz kalır. Bu durumda taraflar, karara karşı hangi hukuki argümanlarla itiraz edeceklerini bilemezler. Yargıtay da, ilk derece mahkemesinin delilleri nasıl takdir ettiğini ve hangi mantık silsilesiyle sonuca ulaştığını göremediği için sağlıklı bir hukuki denetim yapamaz. Dolayısıyla, gerekçenin yokluğu, sadece bir usul hatası değil, adil yargılanma hakkının özünü zedeleyen anayasal bir ihlaldir.