Cemal Kaşıkçı kararında, kovuşturmanın devredildiği Suudi Arabistan'da bazı sanıkların beraat etmesi, bazılarının ise hiç kovuşturulmaması, Türkiye açısından yaşam hakkının usul boyutunun ihlali anlamına gelir mi? Anayasa Mahkemesi'nin kararındaki yaklaşım nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #259808

Anayasa Mahkemesi'nin kararındaki yaklaşıma göre, Suudi Arabistan'daki yargılamanın sonucu (beraat, kovuşturmama vb.), tek başına Türkiye açısından bir ihlal teşkil etmez. AYM'nin odaklandığı nokta, Türk adli makamlarının kendi üzerlerine düşen 'yükümlülükleri' yerine getirip getirmediğidir. Kararın mantığına göre, Türkiye'nin usul yükümlülüğü; olayı derhal ve ciddiyetle soruşturmak, delilleri toplamak, failleri tespit etmek, bu faillerin yargılanması için tüm makul çabayı (iade talebi, yakalama kararı vb.) göstermek ve uluslararası işbirliği yollarını denemektir. AYM, Türk makamlarının bu çabaları azami düzeyde gösterdiğini, ancak Suudi makamlarının işbirliğine yanaşmaması nedeniyle sanıkları yargılayamadığını tespit etmiştir. Bu aşamadan sonra, yargılama imkanı kalmadığı için cezasızlığı önlemeye yönelik son bir çare olarak kovuşturmanın devredilmesi, Türk makamlarının sorumluluğunu ortadan kaldıran bir adım olarak görülmüştür. Devir işleminden sonra, yargılamanın nasıl yürütüleceği ve ne sonuçla biteceği devralan devletin (Suudi Arabistan'ın) sorumluluğundadır. Devralan devletin yaptığı yargılamanın yetersiz veya göstermelik olması, devreden devlet olan Türkiye'nin yaşam hakkı kapsamındaki usul yükümlülüğünü (kendi üzerine düşeni yapmış olduğu için) ihlal ettiği anlamına gelmez. AYM'nin yaklaşımı, bir devletin, başka bir devletin yargısal egemenlik alanındaki eylemlerinden ve kararlarından kural olarak sorumlu tutulamayacağı ilkesine dayanmaktadır. Türkiye'nin sorumluluğu, devir anına kadar olan süreçteki kendi eylem ve ihmalleriyle sınırlıdır.