HMK m. 282 gerekçesine göre, hakimin bilirkişi raporunun aksine karar verebilme yetkisi, 'takdiri delil' kavramıyla nasıl ilişkilendirilmektedir?
HMK m. 282 gerekçesi, bu yetkiyi doğrudan doğruya bilirkişi raporunun bir 'takdiri delil' olmasına dayandırmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda deliller, kesin deliller (ikrar, kesin hüküm, senet, yemin) ve takdiri deliller (bilirkişi, tanık, keşif, kanuni karineler) olarak ikiye ayrılır. Kesin deliller hakimi bağlar; hakim, kesin bir delilin varlığı halinde onun aksine karar veremez. Takdiri deliller ise hakimi bağlamaz. Hakim, bu delilleri HMK m. 198 uyarınca 'serbestçe' takdir eder. Gerekçede, bilirkişinin belirteceği oy ve görüşünün bir takdiri delil niteliği taşıdığına 'açıkça işaret edildiği' vurgulanmaktadır. Bu niteleme, bilirkişi raporunu tanık beyanı veya keşif bulgusu gibi, hakimin vicdani kanaatinin oluşmasında dikkate alacağı ancak mutlak surette uymak zorunda olmadığı bir delil kategorisine sokar. Dolayısıyla, hakimin bilirkişi raporunun aksine karar verebilmesi, bu delil türünün 'takdiri' niteliğinin doğal bir sonucudur. Eğer bilirkişi raporu kesin delil sayılsaydı, hakim onunla bağlı olur ve aksine karar veremezdi. HMK m. 282, raporun bu 'takdiri' niteliğini yasal bir hüküm altına alarak, hakimin delilleri değerlendirmedeki serbestisini ve nihai karar verici konumunu pekiştirmektedir.