Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/1788 E. sayılı kararında, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, davalı tarafın ticari defterlerinde yer almayan ve tebliğ edildiği ispatlanmayan bir faturanın tek başına alacağın ispatı için yeterli görülmemesi, ticari hayattaki ispat kuralları açısından ne ifade etmektedir?
Bu karar, ticari hayatta ve özellikle eser sözleşmelerinden kaynaklanan alacakların ispatında, tek taraflı olarak düzenlenen bir faturanın, karşı tarafça kabul edilmedikçe veya ticari defterlere işlenmedikçe, alacağın varlığını tek başına kanıtlamaya yeterli olmadığını göstermektedir. Hukukumuzda fatura, kural olarak bir sözleşmenin varlığını değil, yapılmış bir sözleşmenin ifa aşamasıyla ilgili bir belgeyi (satılan malın cinsi, miktarı, bedeli vb.) ifade eder. Bir faturanın alacağın delili olabilmesi için; ya faturaya TTK m. 21/2 uyarınca 8 gün içinde itiraz edilmemiş olması (bu durumda fatura içeriği kabul edilmiş sayılır) ya da davalı tarafın ticari defterlerinde bu faturaya ilişkin bir kaydın bulunması gerekir. Karardaki olayda, davalı tarafın ticari defterlerinde faturanın kaydı yoktur ve faturanın davalıya tebliğ edilip 8 günlük itiraz süresinin geçtiği de ispatlanamamıştır. Bu durumda fatura, davacı tarafından düzenlenmiş tek taraflı bir iddiadan öteye geçemez. Yargıtay, bu nedenle alacak miktarının (iş bedelinin) belirsiz olduğunu kabul ederek, BK m. 366 (şimdi TBK m. 481) uyarınca işin yapıldığı tarihteki mahalli piyasa rayiçlerine göre bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu, faturanın tek başına değil, diğer delillerle (sözleşme, sevk irsaliyesi, ticari defterler, tanık vb.) desteklenmesi gerektiğini ortaya koyan önemli bir ispat kuralıdır.