Konut finansmanı sözleşmelerinde temerrüt halinde, TKHK Madde 34/3, konutun finansal kiralama yoluyla alındığı durumlarda, konut finansmanı kuruluşuna konutu 'derhal satışa çıkarma' yükümlülüğü getirmiştir. Bu düzenleme, genel icra hukuku prensiplerinden nasıl bir farklılık arz etmektedir ve amacı nedir?
Bu düzenleme, genel icra hukuku prensiplerinden önemli bir farklılık arz eder. Genel icra hukukunda, bir borç nedeniyle alacaklının, borçlunun taşınmazını sattırabilmesi için icra takibi yapması, takibin kesinleşmesi, haciz konulması ve ardından satış talebinde bulunması gibi uzun ve teferruatlı bir prosedür izlemesi gerekir. Satış, icra müdürlüğü tarafından yapılır. TKHK m. 34/3 ise, finansal kiralama (leasing) yoluyla alınan konutlarda, konut finansmanı kuruluşuna, sözleşmeyi feshettikten sonra mahkeme veya icra dairesi aracılığı olmaksızın, konutu 'doğrudan' satma yetkisi ve yükümlülüğü vermektedir. Bu, 'paradakya tenfiz yasağı'nın (bir kimsenin kendi hakkını kendi gücüyle alması yasağı) özel bir istisnasıdır. Bu düzenlemenin amacı, konut finansmanı sisteminin etkinliğini ve sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Uzun icra süreçleri, finansman kuruluşları için maliyeti ve riski artırır, bu da sonuçta kredi faizlerinin yükselmesine neden olabilir. Bu özel ve hızlı satış usulü, finansman kuruluşunun alacağına daha çabuk kavuşmasını sağlayarak sistemin riskini düşürmeyi hedefler. Ancak tüketiciyi korumak için de bazı güvenceler getirilmiştir: 1) Satış öncesi SPK lisanslı bir eksper tarafından kıymet takdiri yapılması ve bu raporun tüketiciye bildirilmesi zorunludur. 2) Konut finansmanı kuruluşu 'basiretli bir tacir gibi' davranarak satışı gerçekleştirmekle yükümlüdür, yani konutu değerinin çok altında satamaz. 3) Satış bedelinden borç düşüldükten sonra arta kalan bir miktar olursa, bu kısım derhal tüketiciye ödenir.