HMK m. 282 gerekçesine göre, hakimin bilirkişi raporunun aksine karar verebilmesi, 'hukuk devleti' ilkesinin bir görünümü olan 'yargı bağımsızlığı' ile ilişkilidir. Bilirkişi raporunun bağlayıcı kabul edilmesinin yargı bağımsızlığını zedeleyeceği argümanını açıklayınız.
Bilirkişi raporunun hakim için mutlak bağlayıcı kabul edilmesi, yargı bağımsızlığını birkaç yönden zedeler: 1) Yargı Yetkisinin Devri: Yargılama ve karar verme yetkisi, Anayasa uyarınca bağımsız mahkemelere aittir. Bilirkişi, yargılamanın bir parçası olan bir delil sunma aracıdır, yargısal bir organ değildir. Eğer raporu bağlayıcı olursa, hakim teknik konularda karar verme yetkisini fiilen bilirkişiye devretmiş olur. Bu durum, yargı yetkisinin anayasal organlar dışında kullanılması anlamına gelir ki bu, hukuk devletinde kabul edilemez. 2) Takdir Yetkisinin Ortadan Kalkması: Hakimin en temel yetkilerinden biri, HMK m. 198 uyarınca delilleri serbestçe takdir etmektir. Bilirkişi raporu da bir takdiri delildir. Raporun bağlayıcı olması, hakimin bu delili diğer delillerle (tanık, belge, yemin vb.) tartma, karşılaştırma ve mantıksal bir sonuca varma yetkisini elinden alır. Hakim, sadece bilirkişinin ulaştığı sonucu hükmüne geçiren bir 'tasdik makamı' haline gelir. 3) Yargısal Denetimin Zayıflaması: Hakim, bilirkişinin sadece sonucuna değil, o sonuca ulaşırken kullandığı yönteme, mantıksal çıkarımlara ve dosyadaki diğer verilerle tutarlılığına da bakar. Raporun bağlayıcı olması, bu yargısal denetimi anlamsız kılar. Gerekçede belirtildiği gibi, bu durum hakimi 'hüküm arasında bir aracı haline getirir'. Yargı bağımsızlığı ise hakimin, bilirkişi de dahil olmak üzere, hiçbir dış etki altında kalmadan, dosyadaki tüm delilleri kendi vicdani kanaatine göre değerlendirerek bir sonuca ulaşmasını gerektirir. HMK m. 282, bu bağımsızlığı temin eden önemli bir güvencedir.