Cemal Kaşıkçı kararında (AYM, B. No: 2022/53952) Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin yargı yetkisi dışında gerçekleştiği iddia edilen bir ölüm olayıyla ilgili olarak, Türk adli makamlarının ceza soruşturması başlatmasının, Sözleşme'nin 1. maddesi anlamında 'yargısal yetki bağlantısı' kurmak için yeterli olduğunu belirtmiştir. Bu yaklaşımın hukuki dayanağı ve önemi nedir?
Bu yaklaşımın hukuki dayanağı, AİHM'in özellikle Güzelyurtlu ve diğerleri/Türkiye ve GKRY kararında geliştirdiği içtihattır. Anayasa Mahkemesi de bu içtihadı benimsemiştir. Normalde devletin yargı yetkisi kendi ülkesiyle sınırlıdır (ülkesellik ilkesi). Ancak, bir devletin adli makamları, kendi ulusal kanunları (örneğin, evrensel yargı yetkisi, aktif/pasif şahsiyet ilkesi) uyarınca ülke dışında işlenen bir suç hakkında soruşturma veya kovuşturma başlattığında, bu durum devlet ile mağdur yakınları arasında Sözleşme'nin 1. maddesi anlamında bir 'yargısal yetki bağlantısı' kurar. Bu bağlantının önemi şudur: Bu andan itibaren devlet, o ceza muhakemesini yaşam hakkının (Sözleşme m. 2, Anayasa m. 17) usul boyutunun gerektirdiği 'etkili soruşturma/kovuşturma' yükümlülüğüne uygun olarak yürütmekle yükümlü hale gelir. Yani, devletin yargı yetkisi dışında gerçekleşen bir ölüme müdahale etme veya önleme (maddi) yükümlülüğü olmasa da, kendi inisiyatifiyle başlattığı ceza muhakemesini etkili yürütme (usuli) yükümlülüğü altına girer. Bu, cezasızlıkla mücadelenin ve sınır aşan suçlarda insan hakları korumasının önemli bir aracıdır. Kaşıkçı kararında da, cinayet bir konsoloslukta işlenmiş olsa bile, Türk makamlarının TCK m. 8 uyarınca soruşturma başlatmasıyla birlikte, bu soruşturmayı etkili yürütme yükümlülüğünün doğduğu kabul edilmiştir.