Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/10091 E. sayılı kararında mahkeme, iki ayrı Adli Tıp Kurumu raporunda murisin vekaletname tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı belirtilmesine rağmen davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay bu kararı neden bozmuştur? Bu karar, hakimin HMK m. 282'deki takdir yetkisinin sınırlarını nasıl çizmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #259602

Yargıtay, bu kararı bozmuştur çünkü ilk derece mahkemesi, özel ve teknik bilgi gerektiren bir konuda, yetkili uzman kurum olan Adli Tıp Kurumu'ndan gelen ve birbiriyle tutarlı iki ayrı rapora rağmen, bu raporlardan 'ayrılarak, bunun gerekçeleri dahi karar yerinde gösterilmeden' hüküm kurmuştur. Bu durum, HMK m. 282'de hakime tanınan serbest takdir yetkisinin keyfi bir şekilde kullanılamayacağını göstermektedir. Hakimin takdir yetkisi, bilirkişi raporunu gerekçesiz olarak reddetme veya görmezden gelme hakkı vermez. Hakim, bilirkişi raporunun aksine bir karar verecekse, bunun nedenlerini (raporun hangi delillerle çeliştiği, hangi mantıksal hataları içerdiği vb.) gerekçeli kararında (Anayasa m. 141, HMK m. 297) açık ve denetime elverişli bir şekilde ortaya koymalıdır. Somut olayda mahkeme, Adli Tıp raporlarının aksine bir kanaate nasıl ulaştığını açıklamamıştır. Özellikle ehliyetsizlik gibi, hakimlik mesleğinin genel bilgisiyle çözülemeyecek, uzmanlık gerektiren bir konuda, Adli Tıp Kurumu gibi kurumsal ve yetkin bir bilirkişinin görüşünün, tatmin edici bir gerekçe gösterilmeden bir kenara bırakılması, HMK m. 282'nin ruhuna aykırıdır. Yargıtay, bu kararıyla, hakimin takdir yetkisinin gerekçeli karar hakkı ve ispat kuralları ile sınırlandığını, özellikle uzmanlık gerektiren konularda yetkin bilirkişi raporlarına karşı dayanaksız bir şekilde karar verilemeyeceğini teyit etmiştir.