Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/2390 E. sayılı kararında, mahkemenin birbiriyle çelişen birden fazla bilirkişi raporu arasından birini tercih ederek hüküm kurması neden bozulmuştur? Bu karar, hakimin HMK m. 282 kapsamındaki delil takdir yetkisine nasıl bir sınırlama getirmektedir?
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/2390 E. sayılı kararında hükmün bozulmasının temel nedeni, mahkemenin 'bilirkişi raporları arasındaki fahiş farklılık ve çelişkileri gidermeden' ve 'neden belirli bir raporun hükme esas alındığını dayanağı ve gerekçesi ile açıklamadan' karar vermesidir. Bu karar, hakimin HMK m. 282 kapsamındaki delil takdir yetkisinin keyfi veya gerekçesiz olamayacağını vurgulayarak önemli bir sınırlama getirmektedir. Hakimin delilleri serbestçe takdir etme yetkisi, çelişkili raporlardan birini soyut bir şekilde seçme özgürlüğü tanımaz. Yargıtay'a göre mahkemenin yapması gereken, HMK m. 281/3 uyarınca, maddi gerçeğin ortaya çıkması için yeni bir bilirkişi heyeti oluşturarak veya mevcut heyetlerden ek rapor alarak raporlar arasındaki çelişkiyi gidermektir. Hakim, eğer çelişkiyi gidermeden raporlardan birini diğerine üstün tutacaksa, bunun nedenini Yargıtay denetimine elverişli, somut ve ikna edici gerekçelerle kararında açıklamak zorundadır. Kararda belirtildiği gibi, 'Yargıtay denetimine elverişli olmayan, uzman bilirkişilerden alınmayan, kanaat verici ve yeterli olmayan, maddi gerçeği ortaya çıkarmayan bilirkişi raporları ile karar verilmesi ve raporlar arasında ortaya çıkan fahiş farklılık ve çelişkiler giderilmeden hüküm kurulması' hukuka aykırıdır. Bu durum, HMK m. 282'deki serbestinin, adil yargılanma hakkının bir gereği olan gerekçeli karar hakkı (Anayasa m. 141) ile sınırlandığını göstermektedir.