Bir davanın gerekçeli kararında, bilirkişi raporuna atıf yapılarak 'davacının maddi tazminata hak kazandığı, bu nedenle manevi tazminatın da kısmen kabulü gerektiği' şeklinde bir gerekçe kurulması, HMK m. 297'ye uygun bir gerekçe midir? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/1297 E. sayılı kararında bu durum neden eleştirilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #258687

Hayır, bu HMK m. 297'ye uygun bir gerekçe değildir. Bu, bir 'gerekçe yokluğu' veya 'yetersiz gerekçe' durumudur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/1297 E. sayılı kararında bu durum eleştirilmiştir. Mahkemenin, sadece bilirkişi raporunu benimsediğini belirtmesi ve bu rapora dayanarak soyut bir sonuca varması, kendi değerlendirmesini ve ulaştığı kanaatin hukuki ve fiili dayanaklarını ortaya koymaması anlamına gelir. Gerekçeli karar, mahkemenin bilirkişi raporunu neden hükme esas aldığını, tarafların rapora yönelik itirazlarını neden kabul veya reddettiğini ve somut olayda maddi ve manevi tazminat koşullarının (haksız fiil, kusur, zarar, illiyet bağı) nasıl oluştuğunu tartışmalıdır. Maddi tazminata hak kazanmanın, otomatik olarak manevi tazminata da hak kazandıracağı şeklinde bir gerekçe, hukuki bir analiz içermez. Mahkeme, manevi tazminatın koşullarının (elem, acı, ıstırap) somut olayda nasıl gerçekleştiğini ve takdir ettiği miktarın hangi kriterlere dayandığını da ayrıca gerekçelendirmek zorundadır. Sadece rapora atıf yapmak, bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz.