Bir davanın gerekçeli kararında, davalılar hakkında hem 'müştereken ve müteselsilen' sorumluluğa hem de 'sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olmasına' karar verilmesi, HMK m. 297'deki açıklık ilkesi açısından bir sorun yaratır mı?
Tek başına bu ifadeler bir sorun yaratmaz, aksine sorumluluğun niteliğini ve sınırlarını belirlediği için açıklık ilkesine hizmet eder. Ancak, bu hükümlerin kararın diğer unsurlarıyla tutarlı olması gerekir. 'Müştereken ve müteselsilen sorumluluk', birden fazla borçlunun, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olduğunu ve alacaklının, alacağını dilediği borçludan veya hepsinden birden talep edebileceğini ifade eder. 'Sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olması' ise, sigortacının bu müteselsil sorumluluk zinciri içindeki mali yükümlülüğünün üst sınırını belirleyen özel bir kuraldır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/1297 E. sayılı kararında olduğu gibi, sorun, mahkemenin bu doğru hukuki nitelemeleri yaptıktan sonra, gerekçesiyle çelişecek şekilde, kusursuz bulduğu bir davalıyı da bu müteselsil sorumluluk içine dahil etmesi veya sorumlulukları davalılar arasında anlaşılamaz bir şekilde dağıtmasıyla ortaya çıkar. Yani sorun ifadenin kendisinde değil, kararın bütünü içindeki tutarsızlığındadır.