HMK m. 297/2, hüküm fıkrasının şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde olması gerektiğini söyler. Bir mahkemenin, bir davayı kısmen kabul edip, itirazın iptali davası olan bir dosyada 'takibin bu miktar düşüldükten sonraki kısmı için devamına' şeklinde bir hüküm kurması, bu ilkeye uygun mudur? Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/10845 E. sayılı kararındaki sorun neydi?
Bu hüküm, tek başına ele alındığında ilkeye uygun olabilir, ancak kararın diğer unsurlarıyla çelişiyorsa hukuka aykırı hale gelir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/10845 E. sayılı kararındaki asıl sorun, bu hükmün, kararın gerekçesi ve tefhim edilen kısa kararla çelişmesidir. Mahkeme, kısa kararında bir 'alacak davası' gibi '...TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine' şeklinde hüküm kurmuş, ancak gerekçeli kararında bir 'itirazın iptali' davası gibi '...takibin... devamına' şeklinde hüküm kurmuştur. Bu iki hüküm türü tamamen farklı hukuki sonuçlar doğurur. Birincisi yeni bir ilam oluştururken, ikincisi mevcut bir icra takibinin devamını sağlar. Bu durum, kararın hukuki niteliği hakkında temel bir şüphe ve tereddüt yaratmaktadır. Dolayısıyla, hüküm fıkrasının kendi içindeki açıklığı yeterli değildir; aynı zamanda kararın bütünüyle de tutarlı olması gerekir. Bu tutarsızlık, HMK m. 297/2 ve 298/2'nin ihlalidir.