HMK m. 297/2'de yer alan hükmün 'açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde' olması ilkesi, itirazın iptali davalarında nasıl bir önem taşır? Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/10845 E. sayılı kararında, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki bu ilke bağlamında nasıl bir soruna yol açmıştır?
Bu ilke, itirazın iptali davalarında özellikle önemlidir, çünkü bu davaların sonucu doğrudan bir icra takibinin akıbetini belirler. Hükmün, takibin hangi miktar üzerinden devam edeceği, hangi miktar için iptal edildiği ve icra inkar tazminatının durumu hakkında net olması gerekir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/10845 E. sayılı kararında, mahkeme kısa kararda 'Davanın kısmen kabulüne, 8.358,00 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine' şeklinde bir alacak hükmü kurmuş; ancak gerekçeli kararda ise 'davanın kısmen 8.358,00 TL üzerinden kabulüne, ...İcra Müdürlüğünün ...sayılı dosya üzerindeki takibin bu miktar düşüldükten sonraki kısmı için devamına' şeklinde, bir 'itirazın iptali' hükmü kurmuştur. Birincisi bir eda (alacak) davası sonucu iken, ikincisi bir itirazın iptali davası sonucudur ve hukuki nitelikleri tamamen farklıdır. Bu durum, sadece bir çelişki değil, aynı zamanda kararın niteliği hakkında temel bir belirsizlik ve infazda tereddüt yaratmaktadır. Bu nedenle, HMK m. 297/2'ye aykırılık nedeniyle karar bozulmuştur.