Sanığın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesini dolanmak amacıyla, vekalet aldığı kişiler adına danışıklı bir icra takibi başlatarak taşınmazın cebri icra yoluyla satılmasını sağlaması eylemi, TCK m. 257 (görevi kötüye kullanma) suçunu mu, yoksa TCK m. 204/2 (kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği) suçunu mu oluşturur? Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2013/8909 E. sayılı kararındaki suç vasfı değerlendirmesini açıklayınız.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2013/8909 E. sayılı kararına göre bu eylem, TCK m. 204/2'de düzenlenen 'kamu görevlisinin zincirleme resmi belgede sahteciliği' suçunu oluşturur. Kararın gerekçesi şöyledir: Avukat, 1136 sayılı Kanun uyarınca belirli görevleri yönünden 'kamu görevlisi'dir (TCK m. 6/1-c). Sanık avukat, görevi gereği düzenlediği ve icra dairesine sunduğu 'takip talebi', içeriği itibarıyla (danışıklı ve gerçek bir alacağa dayanmadığı için) sahtedir. Bu sahte belgeye dayanılarak kamu görevlileri (icra müdürü, memurlar) tarafından düzenlenen haciz kararı, satış kararı ve taşınmazın satışına ilişkin tüm işlemler de gerçeğe aykırı 'resmi belgeler' niteliğindedir. Sanık, bu sahte belgelerin düzenlenmesine neden olarak suça iştirak etmiştir. Eylemlerin birden fazla olması nedeniyle de TCK m. 43 (zincirleme suç) uygulanmalıdır. Mahkemenin eylemi TCK m. 257 (görevi kötüye kullanma) olarak nitelemesi, Yargıtay tarafından 'suç vasfında yanılgı' olarak görülmüş ve karar bozulmuştur. Çünkü eylemin özü, görevin kötüye kullanılmasından ziyade, gerçeğe aykırı resmi belgeler düzenleterek hukuki bir sonuç elde etmektir.