YCGK 2020/38 E. sayılı kararında, 'ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığının her olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği' belirtilmiştir. Bu ilke ile uygulamada yeknesaklık sağlamak için benimsenen '15 yaş' sınırı arasında bir çelişki var mıdır? Bu iki yaklaşım nasıl bir arada yorumlanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #258547

İlk bakışta bir çelişki gibi görünse de, iki yaklaşım aslında birbirini tamamlamaktadır. 'Her olayın özelliğine göre değerlendirme' ilkesi, Medeni Kanun'dan gelen genel ve temel kuraldır. Yargıtay'ın benimsediği '15 yaş' sınırı ise, bu genel kuralın ceza muhakemesi hukuku alanında, özellikle 'kamu davasına katılma' hakkı için, öngörülebilirliği ve uygulamada birliği sağlamak amacıyla getirilmiş pratik bir karinedir. Bu iki yaklaşım şu şekilde bir arada yorumlanmalıdır: Kural olarak, 15 yaşından büyük çocukların davaya katılma konusunda ayırt etme gücüne sahip olduğu, 15 yaşından küçüklerin ise sahip olmadığı kabul edilir. Bu, mahkemelerin işini kolaylaştıran ve keyfi uygulamaları önleyen bir başlangıç noktasıdır. Ancak, bu karine mutlak değildir. Çok istisnai durumlarda, bir taraf, 15 yaşından küçük bir çocuğun (örneğin zihinsel olarak çok üstün gelişim göstermesi nedeniyle) ayırt etme gücüne sahip olduğunu veya 15 yaşından büyük bir çocuğun (örneğin ağır bir zihinsel engel nedeniyle) bu güce sahip olmadığını iddia ve ispat ederse, mahkeme bu karineyi bir kenara bırakıp, 'her olayın özelliğine göre' (gerekirse bilirkişi raporu alarak) bir değerlendirme yapabilir. Yani, 15 yaş sınırı bir 'kural', her olaya göre değerlendirme ise bu kuralın istisnasını oluşturur.