Bir kadastro davasında, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında taşınmazın zilyetlik süreci ve sürdürülüş biçimi konusunda ciddi çelişkiler bulunmaktadır. Mahkeme, HMK m. 261 uyarınca tanıkları yüzleştirmek yerine, çelişkili beyanlardan birini diğerine üstün tutarak hüküm kurmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2015/18778 E., 2018/8953 K. ve Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nin 2016/17024 E., 2017/1737 K. sayılı kararları ışığında, bu usulü eksikliğin temyiz aşamasında nasıl bir sonuç doğuracağını, yüzleştirme kurumunun maddi gerçeğe ulaşmadaki rolünü ve bu eksikliğin tek başına bir bozma nedeni teşkil edip etmeyeceğini hukuki gerekçeleriyle tartışınız.
HMK m. 261/1, 'Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilirler.' hükmünü amirdir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, özellikle emsal olarak verilen 1. Hukuk Dairesi ve 16. Hukuk Dairesi kararlarında vurgulandığı üzere, tanık beyanları arasında bir çelişki bulunduğunda, bu çelişkinin yüzleştirme suretiyle giderilmesi maddi gerçeğe ulaşmak için zorunlu bir usul işlemidir. Yüzleştirme, hakimin takdirine bırakılmış bir seçenek değil, çelişki halinde başvurulması gereken bir ispat yöntemidir. Mahkemenin tanıkları yüzleştirmeden, bir beyanı diğerine üstün tutarak karar vermesi, yetersiz araştırma ve eksik inceleme anlamına gelir. Bu durum, adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının ihlaline yol açar. Dolayısıyla, emsal kararlarda da açıkça belirtildiği gibi, tanık beyanları arasındaki çelişkinin yüzleştirme yoluyla giderilmemesi, tek başına hükmün bozulması için yeterli bir sebeptir.