HMK Madde 298/2'deki 'Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz' hükmü, Yargıtay'ın 10.04.1992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile nasıl bir bağlamda değerlendirilmektedir? Bu ilkenin ihlalinin 'kamu düzeni' ile ilişkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #258461

HMK Madde 298/2, gerekçeli kararın tefhim edilen kısa karara (hüküm sonucuna) uygun olması gerektiğini açıkça belirtir. Bu hüküm, Yargıtay'ın 10.04.1992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın (İBK) temel prensibini yasaya yansıtmaktadır. **İçtihadı Birleştirme Kararının Bağlamı:** Bu İBK, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunmasının tek başına bir bozma nedeni olduğunu öngörmüştür. Karar, hakimin tefhim ettiği kısa kararla davadan elini çektiğini ve bu kararı sonradan değiştirmesine yasal olanak bulunmadığını vurgular. **'Kamu Düzeni' ile İlişkisi:** Yargıtay, bu çelişkinin sadece usuli bir hata olmadığını, aynı zamanda 'kamu düzeni' ile ilgili bir husus olduğunu kabul etmektedir. Bu durumun kamu düzeniyle ilgili olmasının nedenleri şunlardır: 1. **Yargılamanın Aleniyeti:** Anayasa'nın 141. maddesi, duruşmaların aleni olmasını ve kararların gerekçeli olarak yazılmasını emreder. Tefhim edilen hüküm (kısa karar) ile sonradan yazılan gerekçeli karar arasında çelişki olması, kamuoyunun yargı kararlarına olan güvenini zedeler ve yargılamanın şeffaflığına gölge düşürür. 2. **Hukuki Güvenlik:** Tarafların, mahkemenin verdiği karardan ne tür hak ve yükümlülüklerinin doğduğunu kesin olarak bilmeleri esastır. Çelişkili kararlar hukuki belirsizliğe yol açar, infazda tereddüt yaratır ve hak arama hürriyetini ihlal eder. 3. **Yargının Saygınlığı:** Hakim, kısa kararı tefhim etmekle bir nevi 'söz' vermiş olur. Bu sözden dönülmesi veya çelişki yaratılması, yargıya, yargıca ve kararlarına duyulan saygıyı ve güveni sarsar. Yargıtay'ın bu konudaki kararları, genellikle bu çelişkinin tespiti halinde başka hiçbir incelemeye gerek duyulmaksızın hükmün bozulmasına karar verildiğini göstermektedir (Yargıtay 8. HD - Esas: 2017/16973, Karar: 2017/17560; Yargıtay 13. HD - Esas: 2018/1951, Karar: 2018/7620). Bu, yargı kararlarının temel niteliklerinden olan kesinlik, açıklık ve güvenilirliğin sağlanması açısından hayati bir ilkedir.