CMK Madde 237 uyarınca kamu davasına katılma hakkının niteliği ve bu hakkın küçük veya kısıtlı mağdurlar tarafından kullanılması durumunda 'ayırt etme gücü' kavramının nasıl yorumlandığını Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #258399

CMK Madde 237'ye göre mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/38 E., 2020/516 K. sayılı kararına göre, katılma hakkı niteliği itibarıyla şahsa sıkı surette bağlı haklardandır, yani kişinin sadece kendisinin kullanabileceği, başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklardandır. Küçük veya kısıtlı mağdurlar açısından bu hak, onların 'ayırt etme gücü'ne sahip olup olmadıklarına göre farklılık gösterir. Ayırt etme gücü, kişilerin makul surette hareket edebilme, fiillerinin sebep ve sonuçlarını idrak edebilme yeteneğidir. Medeni Kanun ayırt etme gücü için asgari bir yaş sınırı getirmemiş olsa da, Ceza Genel Kurulu uygulamasında pratik bir ölçüt benimsenmiştir: herhangi bir maluliyeti bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte **15 yaşından küçük olmaları hâlinde** ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne sahip olmadıkları, **15 yaşından büyük olmaları hâlinde ise** bu yeteneğe sahip oldukları kabul edilmelidir. Eğer küçük veya kısıtlı ayırt etme gücüne sahipse, katılma veya katılmama noktasında bizzat kendi iradesine bakılır, kanuni temsilcisinin veya vekilin beyanının bir önemi olmaz. Ancak ayırt etme gücüne sahip değilse, bu hakkı kanuni temsilcisi (veli veya vasi) kullanır. Kanuni temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaatinin çatıştığı durumlarda (örneğin kanuni temsilcinin sanıklardan biri olması gibi), TMK'nın 426/2. maddesi uyarınca kayyım atanması sağlanarak kayyımın iradesine üstünlük tanınır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2019/185; Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2020/38).