Mahkemenin bir davada verdiği direnme kararının, HMK m. 294 ve 297 uyarınca tam bir hüküm fıkrası içermesi gerekir mi, yoksa sadece 'önceki kararda ısrar edilmesine' şeklinde karar vermesi yeterli midir? Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/16973 E. sayılı kararı bu usuli eksikliği nasıl değerlendirmiştir?
Direnme kararı da nihai bir karar olduğundan, HMK m. 294 ve 297'de belirtilen tüm unsurları taşıyan, açık ve infaza elverişli bir hüküm fıkrası içermesi gerekir. Sadece 'önceki kararda ısrar edilmesine' veya 'direnilmesine' şeklinde karar verilmesi yeterli değildir ve usule aykırıdır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2017/16973 E. sayılı kararında, mahkemenin kısa kararda 'eski kararında ısrar edilmesiyle' şeklinde, gerekçeli kararda ise 'davanın reddine' şeklinde hüküm kurarak hem kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yarattığı hem de usulüne uygun bir direnme kararı oluşturmadığı belirtilmiştir. Direnme kararı, bozulan ilk kararın yerine geçen yeni bir hükümdür. Bu nedenle, taraflara yüklenen borçları ve tanınan hakları HMK m. 297/2'ye uygun şekilde, şüpheye yer vermeyecek biçimde göstermelidir. Bu eksiklik, kararın usul yönünden bozulmasını gerektirir.