Ceza muhakemesinde bir çocuğun 'davaya katılma bakımından ayırt etme gücüne' sahip olup olmadığının belirlenmesinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (2020/38 E. sayılı kararda belirtilen) benimsediği yaş sınırı nedir ve bu sınırın TCK'daki hangi düzenlemelerle paralellik taşıdığı söylenebilir?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2020/38 E. sayılı kararında uygulamada yeknesaklığı sağlamak amacıyla net bir ayrım benimsemiştir. Buna göre, herhangi bir maluliyeti bulunmayan çocukların mağdur oldukları suçlara ilişkin olarak beyanda bulundukları tarihte; 15 yaşından küçük olmaları hâlinde ceza muhakemesinde davaya katılma bakımından 'ayırt etme gücüne sahip olmadıkları', 15 yaşından büyük olmaları hâlinde ise bu yeteneğe 'sahip oldukları' kabul edilmelidir. Bu yaş sınırı, TCK'daki cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar (m. 103) ve ceza sorumluluğunu etkileyen yaş küçüklüğü (m. 31) düzenlemeleriyle paralellik taşımaktadır. TCK, 15 yaşını tamamlamamış çocukların cinsel eylemlere rızasını hukuken geçersiz sayarken ve 12-15 yaş grubundaki çocukların kusur yeteneğini ayrıca değerlendirirken, 15 yaşını doldurmuş çocuklara belirli konularda hukuki irade tanımaktadır. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, kanun koyucunun çocuğun gelişim evrelerine ilişkin bu ayrımlarını, katılma hakkı gibi önemli bir usuli hakka da yansıtmaktadır.