Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/753 E., 2017/468 K. sayılı kararında, bir holdingin yönetim kurulu üyelerinin şirket malvarlığı üzerinde tevdi amacına aykırı tasarruflarda bulunması ve sonrasında bu tasarrufların ortaya çıkmaması için bir takım hileli davranışlar sergilemesi eylemi neden 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' (TCK 155/2) olarak nitelendirilmiş, 'dolandırıcılık' (TCK 157) suçu olarak kabul edilmemiştir? Özellikle 'hileli davranışların zamanlaması' kriterini vurgulayarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #257629

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/753 E., 2017/468 K. sayılı kararında, holdingin yönetiminde bulunan sanıkların şirket malvarlığı üzerinde kendilerinin veya başkalarının yararına olarak tevdi amacına aykırı tasarruflarda bulunmaları eylemi incelenmiştir. Kararda, bu eylemin 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' suçunu oluşturduğu, 'dolandırıcılık' suçunu oluşturmadığına hükmedilmiştir. Bu karardaki temel ayırt edici kriter, **hileli davranışların zamanlaması**dır. Dolandırıcılık suçunda, haksız çıkarın sağlanması hileli davranışlar sonucunda gerçekleşir; yani hileli davranışlar, menfaatin elde edilmesinden **önce** sergilenmelidir. Bu hile, mağdurun iradesini sakatlayarak malı teslim etmesini sağlamalıdır. Somut olayda ise, şirket yönetiminde bulunan sanıklar ile şirket tüzel kişiliği arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında olduğu ve şirket malvarlığının sanıklara tevdi edildiği kabul edilmiştir. Sanıkların şirkete ait malvarlığını korumak ve ana sözleşmede belirtilen amaca uygun tasarrufta bulunmakla yükümlü olmalarına rağmen, bu hizmet ilişkisiyle bağdaşmayan tasarrufları (malvarlığını azaltıcı eylemler) öncelikle gerçekleştirmişlerdir. Karar, bu tasarrufların ortaya çıkmaması için **sonradan gerçekleştirilen** bir takım hileli davranışların (örn. hisselerin eksiltildiğine ilişkin kararların alınması ve hazırun cetvelinin sahte olduğuna yönelik herhangi bir iddianın bulunmaması) eylemi dolandırıcılığa dönüştürmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Zira, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hileli hareketlerin haksız menfaatin elde edilmesinden önce sergilenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, sanıkların eylemleri bir bütün halinde TCK m. 155/2'de düzenlenen 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' suçunu oluşturmuştur.