Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 'öz yönetim' açıklamalarıyla ilgili 2016/6118 E., 2017/361 K. sayılı kararı, sanığın bu açıklamalarla 'Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma' suçundan doğrudan sorumlu tutulmamasının nedenlerini illiyet bağı ve iştirak kuralları açısından açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #257456

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/6118 E., 2017/361 K. sayılı kararı, 'öz yönetim' açıklamalarının TCK m. 302 kapsamında doğrudan Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu oluşturmadığını belirtmiştir. Karar, bu sonuca ulaşırken özellikle **illiyet bağı** ve **iştirak** kavramları üzerinde durmuştur: 1. **İlliyet Bağı (Nedensellik):** Karar, sanığın 'öz yönetim' açıklaması ile meydana gelen ağır terör eylemleri (ölüm, yaralama, patlayıcı bulundurma vb.) arasında doğrudan bir illiyet bağının kurulamadığını belirtmiştir. Şart teorisi (olmazsa olmaz koşulu) dahil olmak üzere uygun sebep teorisi ve objektif isnadiyet teorisi incelenerek, sanığın örgüt üzerinde hakimiyeti bulunmayan, kendisine tevdi edilen görevi ifa eden bir kişi olmasından dolayı, eylemiyle sonuç arasında yasal bir illiyet bağının kurulamadığı sonucuna varılmıştır. Yani, sanığın açıklaması olmasaydı dahi terör eylemlerinin gerçekleşeceği varsayımı temel alınmıştır. 2. **İştirak Kuralları:** Sanığın örgüt yöneticisi olmaması, TCK m. 220/5'deki 'örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır' hükmünün uygulanamayacağı anlamına gelir. Ayrıca, 'azmettirme' veya 'yardım etme' şeklinde bir iştirakin de somut olayda oluşmadığı kabul edilmiştir. Zira, suç işleme kararı örgütün kuruluşundan itibaren mevcut olduğundan azmettirme söz konusu değildir; manevi yardımın (suç işlemeye teşvik) ise faildeki kararsızlığı ortadan kaldıracak telkinlerle sınırlı olması gerektiği, buradaki açıklamaların bu kapsamda kalmadığı belirtilmiştir. Sonuç olarak, sanığın eylemi TCK m. 217 kapsamında 'halkı kanunlara uymamaya tahrik' suçunu oluşturabileceği, ancak Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu için aranan 'vahim eylem' niteliğinde olmadığı kabul edilmiştir. Karar, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine vurgu yaparak, örgüt içindeki konum ve fiil arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir.