TCK'nın 155. maddesinde belirtilen 'zilyetlik' kavramını, 4721 sayılı Medeni Kanun'daki ilgili maddelerle ilişkilendirerek açıklayınız. Ayrıca, bu zilyetliğin fail lehine tesis edilmesinde malikin iradesinin niteliği ne olmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #257443

TCK m. 155'te sözü edilen 'zilyetlik' kavramı, 4721 sayılı Medeni Kanun (TMK) m. 973'te 'Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.' şeklinde tanımlanmıştır. TMK m. 974 ise 'asli ve fer’i zilyetlik' ayrımını yapar: 'Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer’î zilyettir.' Güveni kötüye kullanma suçunda, fail fer’i zilyettir; yani mal üzerinde malik sıfatıyla değil, belirli bir hakka dayanarak fiili hakimiyet kurmuştur. Bu zilyetliğin fail lehine tesis edilmesi, hukuka ve yöntemine uygun, **aldatılmamış özgür bir iradeye** dayanılarak yapılmalıdır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa veya irade aldatılmışsa, usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Bu, TCK m. 155 gerekçesinde ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/294 E., 2020/456 K. sayılı kararında açıkça belirtilmiştir.