Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.07.2007 tarih ve 2007/105-174 sayılı kararı ile TCK Madde 128'deki 'yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında ceza verilmez' hükmünü 'savunma dokunulmazlığı' (hakkın kullanılması) kapsamında değerlendiriniz. Hakaret suçlarında (TCK 125) bu dokunulmazlığın sınırlarını ve 'ölçülülük' ilkesiyle ilişkisini Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/1776 E., 2017/7319 K. sayılı kararı üzerinden analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #256694

TCK Madde 128, 'yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez.' hükmüyle 'savunma dokunulmazlığı'nı düzenler. Bu hüküm, hukuka uygunluk nedenlerinden biri olan 'hakkın kullanılması' kapsamında değerlendirilir ve temel amacı, ceza yargılamasında gerçeğin ortaya çıkarılması ile adaletin yerine getirilmesini sağlamaktır. Bu ilke, davalı, davacı, katılan, sanık ve savcı gibi tarafların, iddia ve savunmalarını gereği gibi yapabilmeleri için, belirli koşullar dahilinde bazı isnatlarda bulunmalarına olanak tanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.07.2007 tarihli ve 2007/105-174 sayılı kararı da bu prensibi benimsemiştir. Ancak bu dokunulmazlık mutlak değildir; 'iddia ve savunmanın gerekliliği ile orantılı olmak' şartına tabidir. Yani, kullanılan ifadelerin, dile getirilen iddia veya savunma için 'zorunlu' ve 'ölçülü' olması gerekir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 07.06.2017 tarihli ve 2015/1776 E., 2017/7319 K. sayılı kararı, sanığın mahkeme duruşmasında yaptığı savunma sırasında kullandığı sözlerin hakaret suçu oluşturup oluşturmadığını incelemiştir. Kararda, iddianamede yer alan sözlerin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun anılan içtihadıyla birlikte değerlendirildiğinde, 'savunma dokunulmazlığı' kapsamında kaldığı ve hakaret suçlarında hukuka uygunluk nedeni olan hakkın kullanılmasına ilişkin koşulları taşıdığı belirtilmiştir. Yerel mahkemenin, savunma hakkı kullanılırken 'ölçülülük koşulunun ihlal edildiği' yönündeki değerlendirmesi isabetsiz bulunmuştur. Bu içtihat, iddia ve savunma dokunulmazlığının önemini vurgularken, hakimin bu hakkın somut olayda ölçülü kullanılıp kullanılmadığını titizlikle değerlendirmesi gerektiğini, ancak savunmanın sınırlarının çok dar yorumlanmaması gerektiğini de göstermektedir. Aksi takdirde, tarafların kendilerini ifade etme özgürlüğü kısıtlanmış olur.