Türk Ceza Kanunu'nda hapis cezası ile adli para cezasının 'seçenekli yaptırım' olarak öngörüldüğü hallerde, hakimin bu seçenekler arasından birini tercih ederken uyması gereken kuralları ve 'yasal ve yeterli gerekçe' gösterme yükümlülüğünü açıklayınız. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/34195 E., 2017/6386 K. sayılı kararını referans alarak, 'orantılılık ilkesi'nin bu tercihteki rolünü tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #256687

Türk Ceza Kanunu'nda bazı suçlar için hapis cezası ve adli para cezası 'seçenekli yaptırım' olarak öngörülmüştür. Bu durumda hakim, TCK Madde 61'deki ölçütleri (suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, zarar veya tehlikenin ağırlığı vb.) ve TCK Madde 3/1'deki 'orantılılık ilkesi'ni gözeterek, bu seçeneklerden birini tercih etmek zorundadır. Bu tercihin, 'yasal ve yeterli gerekçelerle' açıklanması, Anayasa'nın 141. maddesi ve CMK'nın 230. maddesi uyarınca bir zorunluluktur. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 24.05.2017 tarihli ve 2015/34195 E., 2017/6386 K. sayılı kararı, hakaret suçu gibi seçenekli yaptırım öngörülen suçlarda bu prensibi incelemiştir. Kararda, hakimin öncelikle hapis ya da adli para cezasının neden seçildiğini kanuni ve yeterli gerekçeyle açıklaması gerektiği belirtilmiştir. Örneğin, TCK Madde 125/3'te hapis cezasının alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı düzenlense de, bu düzenleme adli para cezasının seçenek olarak seçilmesine engel değildir. Yargıtay, somut olayın özelliklerinin (suçun işleniş biçimi, zarar, tehlike, kastın yoğunluğu) açıkça irdelenmesi ve bu verilere dayanarak hukuka, vicdana ve dosya kapsamına uygun bir ceza tayin edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Eğer hakim, yeterli gerekçe göstermeksizin hapis cezasını tercih ederse, bu durum 'orantılılık ilkesine aykırı' bulunabilir. Karar, ayrıca 'sanığın şahsi ve sosyal durumu, suçun işleniş biçimi, suçtan doğan zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın suç kastının yoğunluğu' gibi genel ibarelerin tekrarlanarak temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılarak belirlenmesinin de orantılılık ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu durum, hakimin tercihini ve ceza miktarını belirlerken keyfilikten uzak durmasını, somut olayın özelliklerine dayanan ve denetlenebilir bir gerekçe sunmasını zorunlu kılar.