TCK Madde 53'teki 'hak yoksunlukları'nın uygulanmasında Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı iptal kararının doğurduğu hukuki sonuçları ve bu sonucun yargılama aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiğini açıklayınız. Yargıtay'ın bu hususu 'infaz aşamasında dikkate alınabilecek' bir bozma nedeni olarak görmesinin arkasındaki mantığı değerlendiriniz. (Örnek olarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2017/21077 E., 2018/19347 K. kararı).
TCK Madde 53, kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm olan kişilere uygulanan belirli hak yoksunluklarını düzenler. Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı, TCK 53/1-b bendinde yer alan 'seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılma' ibaresi ile diğer bazı hak yoksunluklarını Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. Bu iptal kararı, Anayasa'nın 153. maddesi gereğince, Kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmeleri durumunda geriye yürümezlik ilkesinin bir istisnası olan 'lehe kanunun geriye yürümesi' prensibi uyarınca, sanık lehine olan bu değişikliğin, hüküm kesinleştikten sonra dahi infaz aşamasında resen uygulanması gerektiği sonucunu doğurmuştur. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 12.12.2018 tarihli ve 2017/21077 E., 2018/19347 K. sayılı kararında ve birçok benzer kararda, TCK 53'e ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile birlikte 'infaz aşamasında dikkate alınabilecek' bir husus olduğu belirtilmiştir. Bu durum, yerel mahkemenin esas kararı verirken TCK 53'ü değiştirmesine gerek olmadığı, ancak hüküm kesinleştikten sonra infaz işlemleri sırasında bu iptal kararının doğrudan ve resen göz önünde bulundurulması gerektiği anlamına gelir. Yani, bu durum, kararın hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez, dolayısıyla doğrudan bir bozma nedeni oluşturmaz. Bu yaklaşım, hem yargılamanın tamamlanmasını ve kararın istikrarını sağlar hem de Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını ve sanık lehine olan hükümlerin uygulanması zorunluluğunu temin eder. Bu, ceza yargılamasında hakların korunması ve hukuki kesinliğin dengesini gösteren önemli bir prensiptir.