TCK Madde 3/1'deki 'orantılılık ilkesi'ni, zincirleme suç (TCK 43) ve temel cezanın belirlenmesi (TCK 61) arasındaki ilişkide değerlendiriniz. Özellikle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında 'temel cezanın fahiş belirlenmesi' ve 'artırım oranının gerekçesizliği' sorunlarını Yargıtay içtihatlarından (örneğin 11. Ceza Dairesi, 2017/17175 E., 2018/431 K. ve 5. Ceza Dairesi, 2017/3780 E., 2018/192 K.) örneklerle analiz ediniz.
TCK Madde 3/1'de düzenlenen 'orantılılık ilkesi', işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunmasını emreder. Bu ilke, ceza hukukunun temelini oluşturur ve temel cezanın belirlenmesinde (TCK 61) ile zincirleme suç gibi (TCK 43) ceza artırımında uygulanacak hükümlerin uyumlu olmasını gerektirir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 17.01.2018 tarihli ve 2017/17175 E., 2018/431 K. sayılı kararı, zincirleme suçlarda orantılılık ilkesinin ihlali sorununu ele almıştır. Karara göre, TCK 61 uyarınca temel ceza belirlenirken, suçun tekil işleniş biçimi, kullanılan araçlar, zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi unsurlar göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak, 'zincirleme suça konu olacak belge sayısı' gibi, aslında TCK 43'teki artırım oranını etkilemesi gereken unsurların temel cezanın belirlenmesinde (alt sınırdan fahiş şekilde uzaklaşılarak) kullanılması orantılılık ilkesine aykırıdır. Zira temel ceza, tek bir fiil üzerinden belirlenmeli, fiil sayısı zincirleme suç artırımında dikkate alınmalıdır. Karar ayrıca, TCK 43/1'de cezanın 1/4'ten 3/4'üne kadar artırılabileceği öngörülürken, bu artırımın 'denetime imkan verecek şekilde yasal ve yeterli gerekçe' gösterilmeden sadece 'takdiren' ibaresiyle yapılması suretiyle de TCK 3 ve 61'e aykırı davranıldığını belirtmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 16.01.2018 tarihli ve 2017/3780 E., 2018/192 K. sayılı kararında tefecilik suçunda, temel cezanın alt sınırdan belirlenmesine rağmen adli para cezasının günlüğünün fahiş tutulması (TCK 52/2) veya zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması (TCK 43), orantılılık ilkesine aykırı bulunmuştur. Bu içtihatlar, mahkemelerin ceza tayininde, her aşamada (temel ceza, artırım, indirim) şahsileştirme ve orantılılık ilkelerini göz önünde bulundurarak, somut ve denetlenebilir gerekçeler sunması gerektiğini vurgulamaktadır. Aksi takdirde, Kanun'un amacı olan adaletli ve ölçülü bir yaptırım belirlenmesi ilkesi ihlal edilmiş olur.