Kamu görevlilerinin, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenilen bilgi ve belgelere süresinde cevap vermemesi eylemlerinin hukuki niteliğini ve bu eylemin 'görevi kötüye kullanma' (TCK 257) suçu ile 'emre aykırı davranış' (Kabahatler Kanunu 32) kabahati arasındaki ayrımı, TCK Madde 6/C (kamu görevlisi tanımı) ve CMK Madde 332 ile Yargıtay'ın farklı daireleri arasındaki görüş ayrılığı (5. Ceza Dairesi, 2014/10258 E., 2018/197 K.) üzerinden değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #256672

Kamu görevlilerinin, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme tarafından istenilen bilgi ve belgelere süresinde cevap vermemesi, ceza hukuku açısından farklı değerlendirmelere tabi tutulabilen bir eylemdir. CMK Madde 332, suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenilen bilgilere cevap verilmemesi halinde TCK Madde 257'ye aykırılık oluşturacağını öngörür. Ancak TCK Madde 257'de düzenlenen 'görevi kötüye kullanma' suçu, niteliği itibarıyla sadece 'kamu görevlileri' tarafından işlenebilen (özgü suç) bir suçtur. Burada temel sorun, özel hukuk tüzel kişilerinin (örneğin telefon şirketleri) bünyesinde çalışan ve adli yazışmalardan sorumlu olan kişilerin bu kapsamda 'kamu görevlisi' sayılıp sayılmayacağıdır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 16.01.2018 tarihli ve 2014/10258 E., 2018/197 K. sayılı kararındaki 'çoğunluk görüşü'ne göre, özel hukuk statüsüne tabi bir şirketin çalışanı (örneğin bir Avea çalışanı) Ceza Hukuku uygulamasında 'memur' veya 'kamu görevlisi' sayılmaz. Bu durumda, savcılık müzekkerelerine cevap vermeme eylemi, TCK 257 kapsamında 'görevi kötüye kullanma' suçunu değil, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinde düzenlenen 'emre aykırı davranış' kabahatini oluşturur. Zira TCK Madde 161/5, zaten kamu görevlilerinin bu tür ihmallerini doğrudan soruşturma kapsamına almıştır; bu da CMK 332'nin esasen özel kişi ve kurumlar için getirildiğini düşündürmektedir. Ancak karardaki 'karşı oy' görüşü, TCK Madde 6/C'deki 'kamu görevlisi' tanımına atıf yaparak farklı bir yorum getirmiştir. Bu görüşe göre, CMK 332'de bilgi istenen yazıda TCK 257'ye aykırılık oluşturacağının belirtilmesi ve herhangi bir sınırlama yapılmaması nedeniyle düzenleme tüm özel ve resmi kuruluşları kapsar. Dolayısıyla, kendisinden yazılı bir talepte bulunulan ve yargı görevinin yürütülmesine geçici olarak katılan bir özel şahıs da, TCK 6/C uyarınca 'kamu görevlisi gibi' sayılmalı ve TCK 257'den sorumlu tutulmalıdır. Bu görüş ayrılığı, mevzuattaki kamu görevlisi tanımının ve ceza normlarının yorumlanmasında ortaya çıkan güçlükleri ve farklı hukuki yaklaşımları gözler önüne sermektedir. Çoğunluk görüşü, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sıkı yorumunu benimserken, karşı oy, mevzuatın amacını ve suç soruşturmasının etkinliğini ön planda tutmaktadır.