CMK Madde 161/5'te düzenlenen 'adliye ile ilgili görevlerdeki kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri' hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılabilmesi ilkesini, 4483 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri ve Danıştay 11. Ceza Dairesi'nin 16.02.2015 tarihli ve 2014/17833 E., 2015/16180 K. sayılı kararı ışığında açıklayınız. Bir devlet hastanesinde görevli doktorun adli rapor düzenleme eyleminin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışınız.
CMK Madde 161/5, 'Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır.' hükmünü taşır. Bu madde, vali ve kaymakamlar dışındaki kamu görevlileri için 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmayacağını, yani soruşturma izni alınmasına gerek olmadığını belirtir. Bu düzenlemenin amacı, adliye ile ilgili görevlerdeki aksaklıkların veya suçların hızlı ve etkin bir şekilde soruşturulmasını sağlamaktır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 16.02.2015 tarihli ve 2014/17833 E., 2015/16180 K. sayılı kararında, Artvin Devlet Hastanesi'nde acil tıp uzmanı olarak görev yapan bir doktorun adli bir soruşturma kapsamında Genel Adli Muayene Raporu düzenlemesi eylemi ele alınmıştır. Kararda, şüphelinin bu eyleminin 'adliye ile ilgili görev' kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, doktor hakkında adli raporu sahte düzenlediği iddiasıyla soruşturma yapılması için 4483 sayılı Kanun uyarınca yetkili merciin iznine ihtiyaç bulunmadığına karar verilmiştir. Bu içtihat, 'adliye ile ilgili görev' kavramını geniş yorumlayarak, doğrudan adli kolluk veya savcılık bünyesinde görevli olmayan ancak adli süreçte belirli görevleri ifa eden kamu görevlilerinin de bu kapsamda değerlendirileceğini göstermektedir. Bu sayede, adli süreçlerin işleyişinde meydana gelebilecek aksaklıkların soruşturulması için idari bürokrasinin (soruşturma izni) aşıldığı ve adli sistemin kendi içindeki hataları hızlıca düzeltebildiği bir mekanizma oluşturulmuştur.