Yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden olan 'hakimin görevini yapmada kusur etmesi' (CMK 311/1-c) ile 'yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapan hakimin aynı işte görev alamayacağı' (CMK 23/3) ilkesinin 'tarafsızlık' ve 'adil yargılanma hakkı' bağlamında nasıl ilişkilendirildiğini açıklayınız. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 11.04.2018 tarihli ve 2018/1981 E., 2018/4306 K. sayılı kararını bu bağlamda değerlendiriniz.
CMK Madde 311/1-c, hükme katılmış olan hakimlerden birinin, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkumiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmesi halinde yargılamanın yenilenmesine imkan tanır. Bu, hakimin göreviyle ilgili ciddi bir hukuka aykırılık tespitinin, verdiği hükmün temelini sarsabileceği varsayımına dayanır. Ancak, yargılamanın yenilenmesi süreci başladığında, hakimin tarafsızlığı ilkesi devreye girer. CMK Madde 23/3, 'Yargılamanın yenilenmesi hâlinde önceki yargılamada görev yapan hâkim aynı işte görev alamaz.' hükmünü getirir. Bu, adil yargılanma hakkının ve hakimin tarafsızlığı ilkesinin bir uzantısıdır. Zira, önceki hükmü veren hakimin, olaya ilişkin kanaati ve görüşü zaten oluşmuştur. Yeniden yargılama veya yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olup olmadığına ilişkin kararda, hakimin önceki kanaatinin etkisi altında kalması ihtimali vardır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 11.04.2018 tarihli ve 2018/1981 E., 2018/4306 K. sayılı kararı, bu ilkenin, yargılamanın yenilenmesi talebinin 'kabule değer olup olmadığına' ilişkin ön inceleme kararı için de geçerli olduğunu açıkça belirtmiştir. Kararda, mahkumiyet hükmünü veren hakimin, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin kararı da vermesinin CMK 23/3'e aykırılık oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu, hakimin tarafsızlığının sadece esas yargılama sürecinde değil, olağanüstü kanun yollarının başlangıç aşamasındaki karar alma süreçlerinde de korunması gerektiği anlamına gelir. Amaç, yargılamanın her aşamasında objektif bir değerlendirme yapılmasını sağlamak ve yargıya olan güveni muhafaza etmektir. Hakimin önceden verdiği kararın doğruluğuna ilişkin kişisel inancı, yeni bir değerlendirme yapmasını zorlaştırabilir, bu nedenle başka bir hakimin karar vermesi gerekir.