Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinin 5. fıkrasında yapılan değişiklik ile 'yargılamanın yenilenmesi' gibi hallerde dava zamanaşımının hesaplanmasında getirilen yenilikleri açıklayınız. Bu değişikliğin gerekçesi ve Yargıtay'ın 'kanun yararına bozma' kararları sonrası yeniden yapılan yargılamalara ilişkin zamanaşımı yorumunu (2. Ceza Dairesi, 2018/3435 E., 2018/3435 K.) değerlendiriniz.
5237 sayılı TCK'nın 66. maddesinin 5. fıkrası, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değiştirilerek, 'Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.' hükmü getirilmiştir. Bu değişiklikten önce, 765 sayılı TCK döneminde, yargılamanın yenilenmesine karar verilmesi halinde dava zamanaşımı genellikle söz konusu olmuyordu, ancak suç vasfı değişir ve yeni vasfa göre zamanaşımı dolmuşsa düşme kararı veriliyordu. Yeni düzenlemenin gerekçesi, 'yargılamanın yenilenmesi gibi aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, dava zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle yargılamaya son verilmesi yönündeki taleplerin önüne geçmektir.' Yani, kesinleşmiş hükümlerdeki adli hataların düzeltilmesi amacıyla başlatılan yeniden yargılamaların zamanaşımı engeline takılmasını önlemektir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 28.03.2018 tarihli ve 2018/1975 E., 2018/3435 K. sayılı kararı, bu fıkranın 'kanun yararına bozma' (CMK 309) kararları sonrası yeniden yapılan yargılamalarda da uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Karara göre, Yargıtay tarafından verilen ve direnilmesi mümkün olmayan kanun yararına bozma kararı, aynı zamanda yeniden yargılamayı gerektiren hukuka aykırılık nedenini kabul eden ve yeniden yargılamayı sağlayan bir karar olması nedeniyle, dava zamanaşımının 'kanun yararına bozma kararı tarihinden itibaren' yeniden başlaması uygun olacaktır. Bu yorum, yasa koyucunun amacına uygun olup, hem yargılamanın yenilenmesi hem de kanun yararına bozma gibi olağanüstü kanun yollarının etkinliğini artırarak, adli hataların zamanaşımı nedeniyle düzeltilemez hale gelmesini engeller. Bu sayede, hukuki güvenlik ve maddi gerçeğe ulaşma dengesi korunur.