Suçun 'işleniş biçimi', 'meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı' ve 'failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı' gibi TCK Madde 61/1'de belirtilen ölçütlerin, temel cezanın belirlenmesinde somut olayla ilişkili olarak nasıl gerekçelendirilmesi gerektiğini TCK 3/1'deki orantılılık ilkesiyle birlikte tartışınız. Yargıtay'ın bu konudaki 'yasal ve yeterli gerekçe' arayışını (örneğin 11. Ceza Dairesi, 2017/17175 E., 2018/431 K. ve 5. Ceza Dairesi, 2014/8464 E., 2017/2650 K.) değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #256661

TCK Madde 61/1, hakime somut olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirleme yetkisini verir. Bu yetki, TCK Madde 3/1'deki 'orantılılık ilkesi' çerçevesinde kullanılmalıdır; yani hükmedilen ceza, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olmalıdır. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak belirlenmesi veya tam tersi, alt sınırdan verilmesi durumunda, bu kararın 'yasal ve yeterli gerekçelerle' desteklenmesi zorunludur. 'Yasal ve yeterli gerekçe', Anayasa'nın 141. maddesi ve CMK'nın 230. maddesinde belirtilen gerekçelendirme yükümlülüğünün bir uzantısıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 17.01.2018 tarihli ve 2017/17175 E., 2018/431 K. sayılı kararında, zincirleme suçtan temel ceza belirlenirken 'suçun işleniş biçimi, kasta dayalı kusurun ağırlığı' gibi yasal ibarelerin tekrar edilmesi ve 'zincirleme suça konu olacak belge sayısı'nın temel cezanın belirlenmesinde gerekçe gösterilmesinin yetersiz olduğu belirtilmiştir. Zira 'belge sayısı' gibi hususlar zincirleme suçun artırımında (TCK 43) dikkate alınması gereken hususlardır, temel cezanın belirlenmesinde değil. Benzer şekilde, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 15.06.2017 tarihli ve 2014/8464 E., 2017/2650 K. sayılı kararında, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşarak belirlenmesinde 'suçun işleniş biçimi, suçtan doğan zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın suç kastının yoğunluğu' gibi maddedeki ibarelerin tekrarlanmasının ve somut verilere dayanılmamasının, orantılılık ilkesine aykırı olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay, hakimin takdir yetkisini kullanırken keyfilikten uzak durmasını, sanığın eylemine özgü somut unsurları (örneğin tehlikenin derecesi, kastın yoğunluğu, suçun birden fazla kişi veya unsura karşı işlenmesi vb.) gerekçede açıkça belirtmesini talep etmektedir. Bu sayede, hem cezanın şahsiliği ilkesine uyulur hem de üst yargı mercileri tarafından denetim imkanı sağlanır. Aksi takdirde, genel ifadelerin tekrarı, cezanın yasal olmayan veya yetersiz gerekçelerle belirlendiği ve orantılılık ilkesinin ihlal edildiği anlamına gelir.