Cumhuriyet savcılıkları arasında ortaya çıkan 'yetki uyuşmazlıkları'nın (olumsuz yetki uyuşmazlığı) çözüm mekanizmasını CMK Madde 161/7 çerçevesinde açıklayınız. Bu maddenin getirdiği 'kesinlik' ilkesinin anlamı ve bu ilkeye aykırı yeni yetkisizlik kararı verilmesinin hukuki sonuçları nelerdir? İlgili Yargıtay içtihatlarından (örneğin 5. Ceza Dairesi, 2017/6968 E., 2018/27 K. ve 2015/9668 E., 2015/15277 K.) örnekler veriniz.
CMK Madde 161/7, 6217 sayılı Kanun ile eklenmiş olup, soruşturma evrakının Cumhuriyet başsavcılıkları arasında 'yetkisizlik kararları' verilmek suretiyle sürüncemede kalmasını ve gereksiz yargılama sürecinin uzamasını önlemeyi amaçlamaktadır. Maddeye göre, 'yetkisizlik kararı ile gelen bir soruşturmada Cumhuriyet savcısı, kendisinin de yetkisiz olduğu kanaatine varırsa yetkisizlik kararı verir ve yetkili savcılığın belirlenmesi için soruşturma dosyasını, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine gönderir. Mahkemece bu konuda verilen karar kesindir.' Bu hüküm, bir 'olumsuz yetki uyuşmazlığı' (birden fazla savcılığın kendisini yetkisiz görmesi) durumunda yetkili savcılığın hızla ve kesin olarak belirlenmesini sağlar. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 08.01.2018 tarihli ve 2017/6968 E., 2018/27 K. sayılı kararında ve yine aynı Daire'nin 19.10.2015 tarihli ve 2015/9668 E., 2015/15277 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, ağır ceza mahkemesinin CMK 161/7 uyarınca verdiği yetki uyuşmazlığını çözen karar 'kesindir'. Bu 'kesinlik', karara karşı kanun yararına bozma dışındaki hiçbir olağan veya olağanüstü kanun yoluna başvurulamayacağı anlamına gelir. Daha da önemlisi, bu karardan sonra, aynı olaya ilişkin olarak herhangi bir Cumhuriyet savcılığı tarafından verilen yeni yetkisizlik kararları 'hukuki değerden yoksun ve yok hükmündedir'. Yani, yetkili savcılık bir kez yargı kararıyla belirlendikten sonra, diğer savcılıkların aynı konuda yeniden yetkisizlik kararı vererek dosyanın dolaşımını sürdürmeleri engellenmiş olur. Yüksek yargı, bu madde ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'adil yargılanma hakkı'nın bir parçası olan 'makul sürede yargılanma' hakkının ihlal edilmemesini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu sayede, soruşturmaların gereksiz yere uzaması ve adli sistemin tıkanması engellenir.