Adli kolluk görevlilerinin delil elde etme faaliyetlerindeki hukuka uygunluk denetimini, özellikle 'arama' ve 'iletişimin tespiti' gibi koruma tedbirleri bağlamında CMK Madde 161 ile CMK 116, 119, 134 ve 135. maddeleri çerçevesinde tartışınız. Yargıtay'ın 'hukuka aykırı delil' (yasak delil) kavramına ilişkin yaklaşımını (örneğin 10. Ceza Dairesi'nin 2023/5371 E., 2024/893 K. ve 2020/18813 E., 2022/7392 K. sayılı kararları) değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #256656

Ceza muhakemesi hukukunda delillerin elde ediliş biçimi, yargılamanın hukuka uygunluğu ve adil yargılanma hakkı açısından hayati öneme sahiptir. CMK Madde 161/2, adli kolluğun, suç işlendiğini öğrendiğinde durumu derhal Cumhuriyet savcısına bildirme ve savcının adliyeye ilişkin tüm emirlerini gecikmeksizin yerine getirme yükümlülüğünü getirir. Bu, kolluğun delil toplama faaliyetlerinin savcılık denetiminde olmasının temelidir. Ancak, 'arama' (CMK 116, 119) ve 'iletişimin tespiti/dinlenmesi/kaydedilmesi' (CMK 134, 135) gibi temel hak ve özgürlüklere müdahale eden koruma tedbirleri için sıkı yasal koşullar öngörülmüştür. Kural olarak, arama için hakim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcının yazılı emri gereklidir. İletişimin tespiti/dinlenmesi için ise hakim kararı esastır. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2023/5371 E., 2024/893 K. sayılı kararında, uyuşturucu madde nakliyle ilgili 'açık plaka ve marka' gibi detaylı istihbari bilgi alınmasına rağmen, savcı emri veya hakim kararı olmaksızın yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve ele geçen delilin 'yasak delil' niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Bu kararda, 'suçüstü hali'nin varlığından söz edilemeyeceği, zira önceden detaylı bilgiye sahip olunmasının 'suç şüphesi' yaratıp 'adli arama kararı' gerektirdiği vurgulanmıştır. Benzer şekilde, aynı Daire'nin 2020/18813 E., 2022/7392 K. sayılı kararında, kolluk görevlilerinin suç şüphesi tespit ettikten sonra Cumhuriyet savcısından yazılı emir almaksızın, şüpheliye ait telefonu açıp gelen görüşmeyi dinleyerek elde ettikleri bilginin ve buna dayalı tanık beyanının 'hukuka aykırı delil' niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Bu tür deliller, Anayasa'nın 13. ve 20/2. maddeleri ile AİHS'nin 8/2. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetinin ihlali sonucunda elde edildiğinden, CMK 217/2 uyarınca hükme esas alınamaz. Bu içtihatlar, savcının önceden yazılı emir veya hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı her türlü kolluk faaliyetinin 'hukuka aykırı delil' oluşturduğunu ve yargılamada kullanılamayacağını kesin bir dille ortaya koymaktadır. Bu durum, 'hukuka aykırı delillerin kullanılamazlığı' ilkesinin katı bir şekilde uygulandığını göstermektedir.