Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/405 sayılı kararında, alkol oranı 1.00 promilin üstünde çıkan sürücülerin 'emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek' durumda oldukları yönündeki mutlak karine kabulü ceza hukuku ilkeleriyle bağdaştırılabilir mi? Gerekçede bu hususa ilişkin eleştiri nedir?
Yerel mahkemenin direnme gerekçesinde, alkol oranı 1.00 promilin üstünde çıkan sürücünün 'emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek' durumda olduğunun mutlak bir karine olarak kabulünü ceza hukuku ilkeleriyle bağdaştırmanın zor olduğu belirtilmiştir. Gerekçede, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu'nun dahi bu durumdaki sürücülerin 'hemen tümünün' emniyetli sürüş yeteneğinin olumsuz etkilendiğini kabul etmesi, 'argumentum a contrario' olarak sürüş yeteneği olumsuz etkilenmeyen sürücülerin de olabileceğine işaret ettiği ve 'olumsuz etkilenme' ile 'emniyetli süremeyecek durumda olmak' kavramlarının farklı olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla, her durumda mutlak bir karine kabulü 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesine aykırı düşebileceği eleştirisi getirilmiştir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Karar: 2016/405)