Bir sanığın fiili, 1072 sayılı Kanun'a aykırılık suçunu oluşturmaktayken, hükümden sonra Anayasa Mahkemesi'nin bu kanun hükmünü iptal etmesi, Yargıtay'daki temyiz incelemesini nasıl etkiler? Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2016/1869 K. sayılı kararı bu konuda nasıl bir yol izlemiştir?
Anayasa Mahkemesi'nin bir kanun hükmünü iptal etmesi, o hükme dayanan fiilin suç olmaktan çıkması anlamına gelir. TCK m. 7/2 uyarınca, 'Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.' AYM'nin iptal kararı da sanık lehine yeni bir hukuki durum yaratan ve derhal uygulanması gereken bir 'sonraki kanun' niteliğindedir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin anılan kararında, bu durum şu şekilde değerlendirilmiştir: 1. **Fiilin Suç Olmaktan Çıkması:** AYM'nin iptal kararıyla birlikte, sanığa atılı eylem suç olmaktan çıkmıştır. Bu, sanık hakkında derhal beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumdur. 2. **Bozma ve Düzeltme:** Yargıtay, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünü, fiilin artık suç oluşturmaması nedeniyle 'bozmuştur'. Normalde bozma sonrası dosyanın yeniden yargılama için yerel mahkemeye gönderilmesi gerekir. Ancak, bu durum yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen, hukuki durumu net olan bir haldir. Bu nedenle Yargıtay, CMUK m. 322'nin (şimdi CMK m. 303) kendisine verdiği 'düzeltilerek onama' yetkisini kullanarak, dosyayı geri göndermeden doğrudan kendisi bir karar vermiştir. 3. **Doğrudan Karar (İade):** Yargıtay, fiil suç olmaktan çıktığı için, bu suç nedeniyle el konulan eşyanın da artık 'suç konusu eşya' olmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle, bozma kararıyla birlikte, el konulan eşyanın sanığa 'iadesine' de doğrudan karar vermiştir. Bu karar, AYM iptal kararlarının derdest davalara derhal ve sanık lehine uygulanması gerektiği ilkesinin tipik bir örneğidir.