Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/1-477 sayılı kararında, maktulden sanık Ali'ye yönelik haksız bir eylem bulunmadığı halde, yerel mahkemenin sanık Ali'nin 'aksi sabit olmayan savunmasına' dayanarak haksız tahrik hükmünü uygulamasının hukuka aykırı olduğuna hükmedilmiştir. Bu karar, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin, haksız tahrik gibi lehe hükümlerin uygulanmasında mutlak bir kural olmadığını, sanık savunmasının da dosya bütünü içinde makul ve tutarlı olması gerektiğini mi göstermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #249512

Evet, bu karar, 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesinin, haksız tahrik gibi lehe hükümlerin uygulanmasında sınırsız ve otomatik bir kural olmadığını, sanığın savunmasının da bir delil olarak CMK m. 217 uyarınca diğer delillerle birlikte bir 'güvenilirlik' ve 'tutarlılık' testine tabi tutulması gerektiğini göstermektedir. Kararın ortaya koyduğu ilkeler şunlardır: 1. **Sanık Savunması Tek Başına Yeterli Değildir:** Sanığın, haksız tahrikin varlığına yönelik soyut ve tek başına kalan savunması, otomatik olarak tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektirmez. Bu savunma da bir delildir ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir. 2. **Tutarlılık ve Mantıksallık Denetimi:** Mahkeme, sanığın haksız tahrik iddiasını değerlendirirken, bu iddianın dosyadaki diğer kanıtlarla (olay yerindeki tanıkların beyanları, olayın gelişim şekli, sanığın kendi beyanlarındaki çelişkiler) uyumlu olup olmadığını denetlemelidir. Karardaki olayda, olayın görgü tanığı olan Çağla'nın 'sanıklarla maktul arasında hiçbir konuşma ve hareket olmadan sanık Ali'nin ateş ettiği' yönündeki istikrarlı beyanı, sanığın 'maktul bana saldırdı' şeklindeki savunmasıyla açıkça çelişmektedir. 3. **'Şüpheden Sanık Yararlanır' İlkesinin Sınırı:** Bu ilke, bir konuda 'makul' ve 'giderilemeyen' bir şüphe varsa devreye girer. Ancak, sanığın savunması dosyadaki güçlü ve objektif delillerle çürütülüyorsa, ortada artık korunması gereken makul bir şüphe kalmamıştır. Sanığın sadece bir iddia ortaya atması, bu ilkenin uygulanması için yeterli değildir. İddianın, dosya bütünü içinde en azından 'akla yatkın' ve 'olasılık dahilinde' olması gerekir. YCGK'nın çoğunluk görüşü, yerel mahkemenin, olayın görgü tanığının istikrarlı anlatımı gibi güçlü bir delili göz ardı ederek, sadece sanığın aşamalarda değişen ve dosya ile çelişen savunmasına dayanarak haksız tahrik uygulamasının, 'delillerin serbestçe takdiri' ilkesinin yanlış kullanılması olduğunu ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin hatalı yorumlanması anlamına geldiğini kabul etmiştir. Bu, lehe hükümlerin uygulanmasının dahi somut delillere ve makul bir gerekçeye dayanması gerektiğini vurgular.