CMK m. 217 gerekçesinde 'ilke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir' ifadesi, 'hukuka aykırı delillerin yasaklanması' kuralının sadece usuli bir şekilcilikten ibaret olmadığını, aynı zamanda maddi adalete ve hakkaniyete hizmet ettiğini vurgular. Bu görüşü, işkence altında alınan bir ikrarın neden güvenilmez (doğru olmayan) bir delil olabileceği örneği üzerinden açıklayınız.
Bu ifade, delil yasaklarının ikili bir amaca hizmet ettiğini ortaya koyar: Birincisi, temel hakları korumak (usuli adalet); ikincisi ise, maddi gerçeğe daha güvenilir bir şekilde ulaşmak (maddi adalet). Hukuka aykırı yöntemlerin, delilin 'doğruluğunu' ve 'güvenilirliğini' de zedeleyebileceği varsayımına dayanır. **İşkence Altında Alınan İkrar Örneği:** 1. **Doğruluk ve Güvenilirlik Sorunu:** İşkence veya kötü muamele altında ifade veren bir kişinin temel amacı, o andaki acıdan, ıstıraptan veya baskıdan bir an önce kurtulmaktır. Bu durumda, kişinin beyanı 'gerçeği söyleme' iradesinden değil, 'acıya son verme' iradesinden kaynaklanır. Sanık, işlemediği bir suçu, sadece işkencenin bitmesi umuduyla kabul edebilir. Sorgucuların duymak istediği şeyi söyleyerek durumu geçiştirmeye çalışabilir. Bu nedenle, işkence altında alınan bir ikrarın 'maddi gerçeği' yansıtma olasılığı son derece düşüktür; delil olarak 'doğru' ve 'güvenilir' değildir. 2. **Haklılık ve Hakkaniyete Uygunluk Sorunu:** Bir delilin 'haklı' ve 'hakkaniyete uygun' olması, onun elde edilme sürecinin insan onuruna ve hukukun temel ilkelerine saygılı olmasını gerektirir. İşkence, insan onurunu en ağır şekilde ihlal eden, mutlak olarak yasaklanmış bir eylemdir. Devletin, bir yandan suçu aydınlatmaya çalışırken, diğer yandan kendisinin en ağır suçlardan birini (işkence) işlemesi, kabul edilemez bir çelişkidir. İşkenceyle elde edilen bir delile dayanarak hüküm kurmak, yargılamanın kendisini ve adalet sistemini lekeleyeceği için 'haklı' ve 'hakkaniyete uygun' değildir. **Sonuç:** Gerekçedeki bu ifade, delil yasaklarının sadece temel hakları koruyan soyut bir kural olmadığını, aynı zamanda güvenilmez ve yanlış delillerin yargılamaya dahil edilmesini önleyerek 'maddi gerçeğe' ulaşma amacına da hizmet ettiğini gösterir. İşkence altında alınan ikrarın yasaklanması, hem sanığın temel haklarını korur (usuli adalet) hem de yargılamanın, doğruluğu şüpheli bir beyana dayanarak hatalı bir hüküm vermesini engeller (maddi adalet). Bu, hukuka uygunluğun, delilin güvenilirliğinin de bir ön şartı olduğu anlamına gelir.