CMK m. 217 gerekçesinde, delil yasaklarının amacının 'delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak' olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2017/1161 sayılı kararında olduğu gibi, usulsüz aramada ele geçirilen ve gerçek olduğu tartışmasız olan (örneğin kumar makineleri) delillerin dahi 'yasak delil' sayılarak hükme esas alınmaması, bu amaçla nasıl bağdaşmaktadır? Maddi gerçekliğe aykırı bir sonuç doğurmuyor mu?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #249447

Bu durum, ceza muhakemesi hukukunun temel bir ikilemini yansıtmaktadır: 'Maddi gerçeğe ulaşma amacı' ile 'hukuk devleti ilkesinin korunması'. Gerekçedeki 'delilin doğruluğu' ifadesi, sadece delilin maddi olarak gerçek olup olmadığını değil, aynı zamanda 'hukuki doğruluk' ve 'usuli meşruiyet'ini de kapsar. Usulsüz arama sonucu elde edilen delilin hükme esas alınmaması, ilk bakışta maddi gerçekliğe aykırı bir sonuç (suçlunun beraati gibi) doğuruyor gibi görünse de, daha üstün hukuki değerleri korumayı amaçlar: 1. **Hukuk Devletinin Korunması:** Hukuk devleti, amacın (suçluyu cezalandırma) aracı (delil elde etme) meşrulaştırmadığı bir sistemdir. Devletin organları (kolluk, savcılık), vatandaşların temel haklarını ihlal ederek delil toplayamaz. Eğer bu yolla toplanan delillere hukuki geçerlilik tanınırsa, bu durum gelecekte de hukuka aykırı eylemleri teşvik eder ve hukuk devletinin temelini sarsar. Delil yasağı, devleti hukuk kuralları içinde kalmaya zorlayan bir 'yaptırım' işlevi görür. 2. **Temel Hakların Güvencesi:** Anayasa'nın 20. (özel hayatın gizliliği) ve 21. (konut dokunulmazlığı) maddeleri gibi temel haklar, mutlak güvencelerdir. Bu hakların ihlali pahasına maddi gerçeğe ulaşmak, o hakları anlamsız ve değersiz kılar. Delil yasağı, bu hakların sadece kağıt üzerinde kalmasını önler ve onlara gerçek bir koruma sağlar. 3. **Yargılamanın Adilliği:** Hukuka aykırı delile dayanılarak verilen bir hüküm, adil bir yargılamanın ürünü olarak kabul edilemez. Yargılamanın meşruiyeti, sadece sonucun maddi olarak doğru olmasına değil, aynı zamanda o sonuca ulaşılırken izlenen yolun da hukuka uygun olmasına bağlıdır. Sonuç olarak, CMK m. 217 ve Yargıtay uygulaması, kısa vadede bir suçun cezasız kalması gibi 'maddi gerçekliğe' aykırı bir sonuç doğursa bile, uzun vadede hukuk devletini, temel hakları ve yargılamanın adilliğini korumak gibi daha üstün değerleri tercih etmektedir. Bu, maddi gerçekliğe 'her ne pahasına olursa olsun' değil, 'hukuka uygun yollarla' ulaşılması gerektiği ilkesinin somut bir yansımasıdır.