Danıştay 6. Dairesi'nin 2011/4308 sayılı kararında, yargı kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davalarında 'genel zamanaşımı süresinin' esas alınması gerektiği, ilgilinin ilamın tebliğinden itibaren '10 yıl içinde' idareye başvurabileceği belirtilmiştir. Bu 10 yıllık süre bir 'dava açma süresi' midir, yoksa bir 'başvuru hakkı' süresi midir? Bu süre geçtikten sonra idareye yapılan başvuru üzerine açılan davanın akıbeti ne olur?
Danıştay 6. Dairesi'nin bu kararında belirtilen 10 yıllık süre, bir 'dava açma süresi' değil, idareye başvurarak yargı kararının uygulanmasını isteme hakkına ilişkin bir 'hak düşürücü süre' veya 'genel zamanaşımı süresi' olarak yorumlanmalıdır. İki kavram arasındaki fark ve sonuçları şöyledir: - **Dava Açma Süresi:** İYUK m. 7'de belirtilen 60 günlük süre gibi, bir idari işleme karşı doğrudan dava açmak için öngörülen, kaçırılması halinde dava açma hakkını ortadan kaldıran, kamu düzeninden sayılan ve hakim tarafından re'sen dikkate alınan süredir. - **Başvuru Hakkı Süresi:** Danıştay kararındaki 10 yıllık süre (Borçlar Kanunu'ndaki genel zamanaşımı süresine paralel bir yorumla), hak sahibinin, elindeki kesinleşmiş yargı kararının uygulanması için idareye başvurma hakkını kullanabileceği azami süreyi ifade eder. Bu, idarenin yargı kararını uygulama yükümlülüğünün sonsuza dek devam etmeyeceğini, makul bir süreyle sınırlandığını gösterir. **Süreç ve Akıbet:** 1. Hak sahibi, yargı kararının kendisine tebliğinden itibaren 10 yıl içinde herhangi bir zamanda idareye başvurarak kararın uygulanmasını ve bundan doğan zararının tazminini isteyebilir. 2. Bu başvuru, İYUK m. 10 kapsamında yeni bir süreç başlatır. İdare, bu başvuruya 60 gün içinde cevap vermezse veya olumsuz cevap verirse, 'zımni ret' veya 'açık ret' işlemi oluşur. 3. Hak sahibi, bu ret işleminin kendisine tebliğinden (veya zımni rette 60 günün bittiği tarihten) itibaren, İYUK m. 7 uyarınca 60 günlük yeni bir 'dava açma süresi' içinde tam yargı davası açmalıdır. **10 Yıllık Süre Geçtikten Sonraki Başvuru:** Eğer hak sahibi, 10 yıllık genel zamanaşımı/hak düşürücü süre geçtikten sonra idareye başvurursa, idare bu başvuruyu 'zamanaşımı' gerekçesiyle reddedebilir. Bu ret işlemine karşı açılan davanın da, hakkın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle esastan reddedilmesi kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla, 10 yıllık süre, hakkın kendisini değil, o hakkı idareden 'talep etme' imkanını zamanaşımına uğratır.