Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2017/292 sayılı kararında, sanığın temyizden feragat etmesi durumunda, CMK m. 266/3'teki istisna (müdafiin iradesinin geçerli sayılması) söz konusu değilse, temyiz incelemesi yapılamayacağı belirtilmiştir. Bu durum, CMK m. 217 kapsamında bir delil değerlendirmesi ve hüküm kurulduktan sonra, sanığın bu hükme karşı kanun yoluna gitme hakkının mutlak bir hak mı, yoksa vazgeçilebilir bir hak mı olduğunu göstermektedir?
Bu karar, kanun yoluna başvurma hakkının, sanığın üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği, vazgeçilebilir bir hak olduğunu göstermektedir. CMK m. 217 uyarınca yapılan delil değerlendirmesi sonucunda kurulan hüküm, yargılamanın birinci derecedeki aşamasını sonlandırır. Bu hükme karşı kanun yoluna (istinaf, temyiz) başvurmak, sanığa tanınmış bir haktır, bir yükümlülük değildir. YCGK'nın kararı şu ilkeleri teyit etmektedir: 1. **Tasarruf İlkesi:** Sanık, kendi hukuki durumu hakkında tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Verilen cezayı kabullenerek, daha fazla yargılama süreciyle uğraşmamak veya lehe bir sonuç çıkma ihtimalini zayıf görerek kanun yolundan feragat edebilir. 2. **İrade Serbestisi:** Kural olarak, sanığın iradesi esastır. Müdafii sanık adına temyiz başvurusunda bulunmuş olsa bile, sanık daha sonra bu başvurudan vazgeçebilir ve sanığın bu iradesi geçerli olur. 3. **İstisnanın Dar Yorumu:** CMK m. 266/3'te belirtilen, 'zorunlu müdafilik hallerinde (örneğin yaş küçüklüğü) sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesinin geçerli sayılacağı' kuralı bir istisnadır. Bu istisnanın amacı, kendini tam olarak savunamayacak durumda olan sanığı, kendi aleyhine olabilecek bir feragatten korumaktır. YCGK kararındaki olayda bu istisnai durumun olmaması, genel kuralın, yani sanığın feragat iradesinin üstünlüğünün uygulanmasını gerektirmiştir. Sonuç olarak, delillerin takdiri sonucu kurulan hüküm, sanık tarafından kabul edilebilir ve bu kabule bağlı olarak kanun yolundan vazgeçilebilir.