Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/69 sayılı kararında, sanığın haksız tahrike ilişkin savunmasının aksinin kanıtlanamaması halinde 'kuşkudan sanık yararlanır' ilkesi uyarınca haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki azınlık görüşü, CMK m. 217/1'deki 'vicdani kanaat' ve 'delillerin serbestçe takdiri' ilkeleriyle nasıl bir gerilim yaratmaktadır?
Bu durum, ceza muhakemesinin iki temel ilkesi arasında hassas bir denge sorununu ortaya koymaktadır. 1. **Delillerin Serbestçe Takdiri ve Vicdani Kanaat (Çoğunluk Görüşü):** YCGK'nın çoğunluk görüşü, hakimin delilleri serbestçe takdir etmesi (CMK m. 217/1) ilkesine dayanır. Buna göre, sanığın haksız tahrike ilişkin savunması da bir 'beyan delili'dir ve diğer tüm deliller gibi hakimin takdirine tabidir. Hakim, sanık savunmasının tutarlılığını, dosyadaki diğer delillerle (tanık beyanları, olayın gelişim şekli vb.) uyumunu değerlendirir. Eğer savunma, dosya bütünüyle çelişiyorsa, inandırıcı bulunmuyorsa, hakim bu savunmaya itibar etmeyerek haksız tahrik hükümlerini uygulamayabilir. Bu görüşe göre, ispat külfeti olmasa da, sanığın savunmasının en azından makul ve dosya ile uyumlu olması gerekir. Çoğunluk, sanığın soyut iddiasının aksinin kanıtlanamaması durumunda otomatik olarak tahrikin kabulünün, delil takdir yetkisini ortadan kaldıracağını savunur. 2. **Kuşkudan Sanık Yararlanır (Azınlık Görüşü):** Azınlık görüşü ise 'in dubio pro reo' ilkesini daha geniş yorumlamaktadır. Bu görüşe göre, eğer sanığın haksız tahrik savunmasını (örneğin maktulün kendisine önce hakaret ettiği iddiasını) çürütecek kesin ve inandırıcı bir delil dosyada yoksa, yani tahrikin varlığı veya yokluğu konusunda makul bir şüphe devam ediyorsa, bu şüphe sanık lehine yorumlanmalı ve haksız tahrik hükümleri uygulanmalıdır. **Gerilim:** Gerilim, hakimin 'vicdani kanaatinin' nerede başlayıp 'makul şüphenin' nerede bittiği noktasındadır. Çoğunluk, vicdani kanaatin oluşması için sanık savunmasının da dosya bütünü içinde inandırıcı olması gerektiğini vurgularken; azınlık, sanık savunmasının aksini ispatlayan bir delil yoksa, şüphenin varlığını kabul edip lehe uygulama yapılmasını savunur. Bu, delil takdiri ilkesi ile şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulama sınırlarının kesiştiği, doktrinde de tartışmalı bir alandır.