CMK m. 217'nin gerekçesinde bahsedilen, ABD hukukunda hukuka aykırı delillerin kullanılabilmesine yönelik 'delil, her ne suretle olursa olsun keşif olunacak idi ise geçerli sayılmaktadır' (kaçınılmaz keşif doktrini) kuralı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/437 sayılı kararındaki mantıkla karşılaştırıldığında ne gibi benzerlik ve farklılıklar göstermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #249405

İki yaklaşım arasında temel bir felsefi fark vardır. **ABD'deki 'Kaçınılmaz Keşif' Doktrini:** Bu doktrin, hukuka aykırı bir işlemle (örn. usulsüz arama) bir delil bulunmuş olsa bile, eğer polis yasal bir soruşturma sürecini takip etseydi o delile 'kaçınılmaz olarak' zaten ulaşacak idiyse, bu delilin geçerli sayılacağını kabul eder. Buradaki temel mantık, hukuka aykırılığın sonuç üzerinde bir etki yaratmadığını varsayarak, delilin yok sayılmasıyla kamunun suçun aydınlatılması menfaatinin orantısız şekilde zarar görmesini engellemektir. Bu, delil yasağına getirilmiş bir istisnadır. **YCGK 2019/437 Kararındaki Mantık:** Bu kararda ise hukuka aykırı arama sonucu bulunan esrar 'kaçınılmaz olarak keşfedilecekti' denilerek meşrulaştırılmamaktadır. Karar, bu hukuka aykırı delili tamamen yok saymakta, onu denklemden çıkarmaktadır. Mahkumiyet, bu delilden tamamen bağımsız, hukuka uygun başka bir delile (sanığın elindeki çuvalda yakalanan uyuşturucu) dayandırılmaktadır. **Benzerlik ve Farklılık:** Görünüşte her iki durumda da hukuka aykırılığa rağmen mahkumiyet kararı verilebilmektedir. Ancak temel fark şudur: ABD sisteminde 'hukuka aykırı delil' bizzat kendisi geçerli hale gelirken, Türk sisteminde Yargıtay'ın uygulamasında 'hukuka aykırı delil' geçersizliğini korumakta, ancak ondan bağımsız ve tek başına mahkumiyete yeterli 'hukuka uygun başka bir delil' varsa mahkumiyet kurulabilmektedir. Türk yaklaşımı, delil yasağının mutlak niteliğini korurken, ABD yaklaşımı bu yasağa bir istisna getirmektedir.