Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2017/6794 sayılı kararında, tanıkların sanığın akrabası olmasının, beyanlarının reddedilmesi için tek başına yeterli bir gerekçe olamayacağı belirtilmiştir. Bu durum, CMK m. 217/1'deki 'delillerin serbestçe takdiri' ilkesinin, tanık beyanlarının güvenilirliğinin değerlendirilmesindeki rolünü nasıl açıklar?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #249404

Bu karar, CMK m. 217/1'deki 'delillerin serbestçe takdiri' ilkesinin, hakimin delilleri şekilsel ve kalıplaşmış kriterlere göre değil, her somut olayın özgün koşulları içinde, içerik ve tutarlılıklarına göre değerlendirmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Tanıkların sanıkla akrabalık ilişkisi, beyanlarının güvenilirliği konusunda hakime bir şüphe ve daha dikkatli olma yükümlülüğü yükleyebilir, ancak bu durum tek başına beyanların 'değersiz' veya 'geçersiz' olduğu anlamına gelmez. Hakim, tanık beyanını şu kriterlere göre değerlendirmelidir: 1. **İç Tutarlılık:** Tanığın kendi anlatımı içinde çelişkiler var mıdır? 2. **Dış Tutarlılık:** Tanığın anlatımı, dosyadaki diğer delillerle (maddi bulgular, diğer tanık beyanları, sanık savunması vb.) uyumlu mudur? 3. **Hayatın Olağan Akışına Uygunluk:** Anlatılan olay, hayatın olağan akışına ve mantık kurallarına uygun mudur? 4. **Tanığın Davranışları ve Samimiyeti:** Hakimin duruşmadaki doğrudan gözlemiyle edindiği izlenim. Yargıtay, tanığın sırf sanığın akrabası olması nedeniyle beyanının 'itibar edilmeme' gerekçesi olarak gösterilmesinin yetersiz olduğunu, mahkemenin bu beyana neden itibar etmediğini, yukarıdaki gibi somut ve makul gerekçelerle (CMK m. 230) açıklamak zorunda olduğunu belirtmektedir. Bu, delil takdirinin keyfi değil, gerekçeli bir faaliyet olduğunu ortaya koyar.