Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2017/4398 sayılı kararında, 'suçüstü hali' ve 'gecikmesinde sakınca bulunan hal' gibi durumların varlığında, adli arama kararı olmaksızın yapılan 'kaba üst aramasının' hukuka uygun olduğu ve bu yolla elde edilen delillerin kullanılabileceği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, CMK m. 217/2'deki 'hukuka uygunluk' denetiminin sadece CMK'nın arama hükümlerine (m. 116-119) göre değil, aynı zamanda PVSK ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği gibi diğer mevzuat hükümleriyle birlikte nasıl yapıldığını gösterir?
Bu karar, bir delilin hukuka uygunluğunun (CMK m. 217/2) değerlendirilmesinde, mevzuatın bir bütün olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir. CMK m. 116-119, kural olarak bir suç şüphesi üzerine delil elde etme amaçlı 'adli arama'yı düzenler ve bunun için hakim kararı veya C. Savcısı'nın yazılı emrini arar. Ancak, Yargıtay kararında atıf yapılan PVSK ve ilgili Yönetmelik, suçun işlenmesini önleme veya işlenmiş bir suçun failini yakalama gibi aciliyet gerektiren durumlarda kolluğa belirli yetkiler tanır. Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 'suçüstü hali' veya 'gecikmesinde sakınca bulunan hal' gibi durumların varlığında, kolluğun PVSK'dan kaynaklanan 'durdurma ve kaba üst araması (yoklama)' yetkisini kullanabileceğini kabul etmektedir. Bu arama, delil elde etmek için yapılan detaylı bir 'adli arama' değil, tehlikeyi veya suç delilinin yok edilmesini önlemeye yönelik bir 'önleme araması' veya 'muhafaza altına alma' tedbiridir. Bu nedenle, bu şartlar altında yapılan ve yönetmelikte tanımlanan 'kaba üst araması' sınırlarını aşmayan bir işlem sonucu elde edilen delil, CMK m. 119'a aykırı olsa bile PVSK ve Yönetmelik hükümleri uyarınca 'hukuka uygun' kabul edilir ve CMK m. 217/2 uyarınca hükme esas alınabilir. Bu, hukuka uygunluk denetiminin dar bir şekilde değil, ilgili tüm yasal düzenlemeler ışığında yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.