Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2018/286 sayılı kararında, belgede sahtecilik suçlarında 'aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu' ve bu nedenle suça konu çek aslının duruşmaya getirtilip incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, CMK m. 217'deki 'hakimin delilleri serbestçe takdiri' ilkesinin, bilirkişi incelemesi gibi teknik deliller karşısındaki konumunu nasıl örneklendirir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #249401

Bu karar, CMK m. 217'nin hakime tanıdığı 'delilleri serbestçe takdir yetkisinin' nihai ve üstün olduğunu, bilirkişi raporlarının ise bu takdir yetkisini kullanan hakime yardımcı olan bir 'delil değerlendirme aracı' olduğunu gösteren tipik bir örnektir. Belgede sahtecilik suçunun maddi unsurlarından biri olan 'aldatma yeteneği (iğfal kabiliyeti)', hukuki bir değerlendirmeyi gerektirir. Bilirkişi, belgenin teknik özelliklerini (kağıt, baskı, imza vb.) inceleyerek bir rapor sunabilir, ancak belgenin somut bir olayda bir başkasını aldatmaya elverişli olup olmadığına dair nihai takdir, hukuki nitelemeyi yapacak olan hakime aittir. Yargıtay, hakimin bu takdiri kullanabilmesi için delille doğrudan temas kurması (doğrudanlık ilkesi) gerektiğini, bu nedenle çek aslının duruşmaya getirilip incelenmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla, bilirkişi raporu hakimi bağlamaz; hakim, raporu, dosyadaki diğer delilleri ve kendi gözlemini (CMK m. 217/1) birleştirerek 'aldatma yeteneği' konusunda vicdani kanaatini oluşturur. Bu, hakimin teknik konularda dahi nihai karar mercii olduğunu ve delil takdir yetkisinin devredilemezliğini gösterir.