Ayşe Tezel ve Diğerleri kararında AYM, vakfedenin iradesine saygı ve hukuk güvenliği ilkesini meşru bir amaç olarak kabul etmesine rağmen, cinsiyete dayalı farklı muameleyi neden orantısız bularak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir?
AYM, kararında, vakfedenin iradesine saygı ve hukuk güvenliği ilkesinin farklı muamele için 'nesnel ve haklı bir sebep' oluşturduğunu kabul etmiştir. Ancak, farklı muamelenin Anayasa'ya uygun olması için aynı zamanda 'orantılı' olması da gerekir. AYM, orantılılık testini yaparken şu sonuca varmıştır: 1. **Külfetin Ağırlığı:** Cinsiyet temelinde yapılan ayrımcılık nedeniyle kadın alt soyların mülkiyet hakkından (galle fazlası) tamamen mahrum bırakılması, kişilere aşırı ve ağır bir külfet yüklemektedir. 2. **Kamu Yararının Düzeyi:** Buna karşılık, vakfedenin yüzlerce yıl önceki iradesinin korunmasında ve hukuk güvenliğinin sağlanmasında elde edilecek kamusal yarar, günümüz kamu düzeni anlayışı ve cinsiyet eşitliğinin temel bir değer olarak kabul edilmesi karşısında 'ihmal edilebilir' düzeyde kalmaktadır. 3. **Takdir Marjının Darlığı:** Cinsiyet gibi 'yasak' veya 'şüpheli' bir temelde yapılan ayrımlarda devletin takdir marjı son derece dardır. Günümüz hukuk düzeninde cinsiyete dayalı ayrımcılık, kamu düzenini sarsan bir uygulama olarak kabul edilmektedir ve çok güçlü gerekçeler olmadan haklılaştırılamaz. Sonuç olarak AYM, kadın alt soyların katlandığı bireysel külfetin, vakfedenin iradesini korumaktaki kamusal yarara göre açıkça daha ağır olduğuna ve bu nedenle amaç ile araç arasında makul bir orantı bulunmadığına karar vermiştir. Bu orantısızlık, farklı muameleyi Anayasa'nın 10. maddesiyle bağlantılı olarak 35. maddesini ihlal eden bir ayrımcılık haline getirmiştir (www.zulkufarslan.av.tr/mazbut-vakfin-galle-fazlasi/).